Anasayfa / Makaleler / Terk edilmenin nedenleri

Terk edilmenin nedenleri



Buğday tenli, bal saçlı, elaya çalan gözleriyle çok hoş bir kadın Aslı…

Ancak hoşluğunu son derece sade, abartısız soluk renkli, eski moda, anneanne tarzı giyimiyle ve hiç makyajsız haliyle gölgeliyordu.

Hiç makyaj yapmaması, saçlarını genelde atkuyruğu şeklinde toplaması ona, 35 yaşında yetişkin bir kadın görünümünden öte 15-16 yaşlarında genç bir kız görünümü ve enerjisi veriyordu. Aslı, bu doğal güzelliğine rağmen hep terk edilmesinin, hep aynı kısır döngüyü yaşamasının sebebini bir türlü çözemiyordu. Sadece acı çekiyordu.

Terk edilmemek için hep kendinden, zamanından, istediklerinden ödün verdiği, ilişki bile olmayan ilişkiler yaşıyordu.

Gel dediklerinde gittiği, geliyorum dediklerinde kabul ettiği, hep bir ümitle bu sefer güzel bir birlikteliğe başlarız dediği, bağımlı, çelişkili ilişkiler… Sonuç hep aynıydı. Artık suçu terk eden erkeklere atmak yerine aynayı kendine çevirip “Peki ben neden bu erkekleri çekiyorum?” sorusunu cesaretle sormaya başlamıştı.

Terk edilme

Regresyona başlarken biraz huzursuzdu, içindeki acı, midesini kasmaya, kalbini hızla çarptırmaya başlamıştı. Hislerine iyice odaklandıkça, her terk edilme olayını birebir canlandırmaya başlayınca, bu hislerin kaynağı olabilecek önemli bir olayın hatırasına gitmeye başladık. Daha doğrusu bilinçaltının kayıtlarına… Babasının terk edişine…

Aslı 5 yaşlarındaydı. Anne ve babasının çok paylaşımlı ve sevgi dolu bir ilişkisi olduğunu hatırlamadığını daha önce belirtmişti.

Bir bayram sabahı akraba ziyaretleri için ağabeyi, ablası ve babasıyla arabalarına bindiler.

Annelerini bekliyorlardı. Annesi hoş, endamlı, güzel bir kadındı. Fiziksel güzelliğinin yanı sıra beynini de geliştirmiş, entelektüel bir kadındı.

Aynı Aslı gibi, okudukça kitaplardan beslenmiş, bilgiyi bilmekle kendini bilmek arasında fark olduğunu kaçırmıştı. Eşinin bu zekâsı ve bildikleri karşısında Aslı’nın babası kendini hep yetersiz hissetmişti.

Babası arabada beklemekten sıkılmaya, eşinin bilinçsizce hissettirdiği senden zekiyim ve güçlüyüm duygusuyla baskılanmaya başlamıştı. Ve patlayacak küçücük bir kıvılcım yeterdi.

İşte bu gergin enerjinin içine Aslı’mn annesi, bayramlık kıyafetleri, kuaförden çıkmış gibi yapılı saçları ve alımlı ellerine taze sürdüğü parlak kıpkırmızı ojeleriyle geldi. Baba çıkıştı, “Hep seni mi bekleyeceğim bir kere de bekletme be!”

Bayram sabahının güneşini soldurmaya başlayan bu konuşma Aslı’nın annesinin üste çıkmasıyla devam etti. “Oje sürdüm canım ne var yani azıcık beklediysen!..” “Kıpkırmızı ojeler, ne o öyle şey gibi!..” dedi babası…

“Sofrayı topla, bulaşıkları yıka, yatakları düzenle ancak toparlandım. Vakit mi var kendime! Salona bıraktığın çoraplarını makineye atıyordum sen gazeteni okurken…”

Arabada sevimsiz, kızgınlık dozajı yüksek konuşma devam ederken, küçük Aslı’nın midesi kasılmaya, kalbi hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı. Arabanın arka koltuğunda ağabey ve ablasının arasına büzüşmüş, birazdan kopacak fırtınayı hisseder gibiydi. Annesinin ve babasının çarpışan duygularının enerjileri bedeninde yer ediyordu. Duyguların hisleri, bir bir hücrelerine kayıt ediliyordu.

Ve olan oldu. Babası aniden arabadan indi, onları öylece bırakıp gitti. Bayram ziyareti de bayram harçlığı da Aslı’nın heyecanla beklediği bayram şekerleri de gitmişti. Aslı’nın sevgili bilinçaltı temel bir kaydı almıştı. Tartışmayı başlatan kırmızı ojeleri… Kadının güzelliğini zarafetini temsil eden elleri, saçları, giyimi kuşamı asla öne çıkmamalıydı. Aslı, asla “şey gibi” olmamalıydı; görünür olmamalıydı. “Görünür olursam terk edilirim.” inancı yoğun üzüntü ve kızgınlık duygularıyla bilinçaltının kayıtları arasında korunaklı yerini almıştı. Görünür olursa, erkekler babasının yaptığı gibi arabadan iner gider, hayatından çıkıverirdi.

Mesele şu ki yıllardır görünür olmamasına, kadın olmanın süsünden püsünden, bakımından yoksun son derece doğal olmasına rağmen gene de çekip gidiyorlardı. Ne kadar güçlü bir inanç yerleşmişti. Ve bu inancı besleyen duygular ne kadar yoğundu. Erkek terk eder inancı, kendini gerçekleştiren kehanet gibi Aslı’nın hayatını şekillendirmişti. Buraya bir parantez açıp, bilinçaltı inançlarımızın hayatımızı şekillendirdiğinin farkındalığında olmanızı tüm kalbimle diliyorum. Çünkü ancak fark ettiklerinizi değiştirip dönüştürebilirsiniz.

Aslı, bilinçaltına film gibi kaydettiği olayı, regresyonunda aynı gerçeklikle tekrar yaşayınca hem davranışlarının temelinde onu sınırlandıran inancı fark etti hem de babasına olan öfkesini… Yıllardır babasına olan birikmiş öfkeyi çıkarmaya, ifade etmeye başlayınca, ardından üzüntü de çıktı. Anne ve babasının mutsuz ilişkisinin üzüntüsü ve çaresizliği Aslı’nın aynı durumu ve duyguları kendi hayatında kopyaladığını açıkça gösteriyordu.

Duygulardan arındıkça ki bu bir süreçte ne oldu biliyor musunuz? Aslı’nın harika bir ilişkisi oldu. Ben bu satırları yazarken, bu ilişki tadında devam ediyor. Terk edilme korkusu ve endişesi olmadan…

Terk edilmenin üzüntüsünü, çaresizliğini, kızgınlığını yaşamamak için Aslı’nın bilinçaltı, Aslı’yı korumaya çalışıyordu. Terk edilmemek için en sade halde kalması gerektiği inancıyla gene de terk edilmeyi yaşatıyordu. Ta ki Aslı sorumluluğu alıp kendi içine bakana kadar…

Şimdi sevgili okurlarım soru şu:

“Terk edilmenin nedenlerini karşınızdaki kişiye mi atacaksanız yoksa sorumluluk alıp içinizde nelerin olduğuna mı bakacaksınız?”




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.