Anasayfa / Makaleler / Sağlık ve mutluluğun kaynağı doğada

Sağlık ve mutluluğun kaynağı doğada



Uykusuzluğu kediotu, öfkeyi kuşkonmaz, depresyonu da muz ile yenin. Bu nasıl olacak diye soruyorsanız, belli ki fitoterapiyle daha önce hiç tanışmamışsınız!

Geçmişte tıp bilimi bu denli gelişmiş olmasa da hastalıklar tedavi edilebiliyordu. Çünkü mazisi binlerce yıl öncesine dayanan ve günümüzde de kullanılan fitoterapiden faydalanılıyordu. Bitkiler ve onlardan elde edilen ekstrelerle tedavi bilimi yani fitoterapi, insanlık tarihi boyunca hastalıkları iyileştirmek için kullanıldı.

Bugün, binlerce yıl öncesinden farklı olarak sadece bir bitkinin etkili olduğu hastalıkların değil, bunun içindeki aktif maddelerin, moleküler yapılarının ve nasıl işe yaradıklarının da anlaşılabildiğini belirten Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, “Son 70-80 yılda ilaç endüstrisinin hızla büyümesi fitoterapinin ikinci plana atılmasına neden oldu. Bugün bile, yaygın olarak reçete edilen binlerce ilacın neredeyse yarısı ya bitkisel kaynaklı ya da bitkilerden elde edilen maddelerin kimyasal taklitlerinden oluşuyor. Ve bu kimyasal taklitlerin pek çok yan etkisi bulunuyor. Neyse ki fitoterapi tüm dünyada hak ettiği yeri yeniden alıyor. Çünkü ilaçlar, özellikle de kronik hastalıklar söz konusu olduğunda, tedavi etmek şöyle dursun, daha da hasta ediyor” diyor.

Stresten Uzak Durmak

Ancak fitoterapi, uzmanlık gerektiren bir alan. Dolayısıyla bu konuda eğitim almamış kişilerin “mucize bitkisel karışım” adı verdiği ürünlere karşı dikkatli olmak gerekiyor. Öte yandan bitkisel tedavilerin tüm hastalıklar için çare olmadığını, sağlıklı bir yaşam tarzı ve dengeli beslenmenin yerini hiçbir şeyin tutmayacağını unutmamalı. Katkı maddeleri, kimyasallarla dolu yiyecekler yiyip bol bol şeker, börek, çörek ve tatlı tüketip, hareketsiz bir yaşam sürerek bitkisel tedavilerden de medet ummamak gerekiyor.

“Mutluluk Kürleri” kitabında depresyon, stres, yorgunluk gibi günümüz insanının en çok yalandığı dertlere bitkisel çözümler sunan, okurlarını 21 günlük mutluluk kürüyle yeni bir hayata merhaba demeye çağıran Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, hem sorularımızı yanıtladı hem de bu sorunlara özel bitkisel çözümlerini bizlerle paylaştı.

DEPRESYONUN ORTAYA ÇIKMASINDA BESLENMENİN BÜYÜK ROLÜ OLDUĞUNU BELİRTİYORSUNUZ KİTABINIZDA. ÖZELLİKLE GLÜTENİN ÇOK ZARARLI OLDUĞUNU SÖYLÜYORSUNUZ. İNSAN PSİKOLOJİSİNİN MUTFAKTAKİ EN ÖNEMLİ DÜŞMANLARI NELER?

Evet, depresyon ve beslenme arasında son derece önemli bir ilişki var. Aslında tüm sağlık problemleri yanlış beslenmeden kaynaklanıyor. Depresyon da bunlardan biri. Gerçi bu çok da yeni bir bilgi değil.



Ders kitaplarında bile B12 vitamini eksikliğinin ağır depresyon semptomlarıyla kendisini gösterdiği yazıyor. Ama maalesef genel eğilim, basit testlerle bile ortaya çıkabilecek bir sorunu çözmek yerine ağır yan etkileri olan, kişiyi kronik depresyon hastası yapacak ilaçlar önermek yönünde. Evet, B12 eksikliği depresyon yapıyor. Sağlıklı yağlar, kaliteli proteinlerden fakir bir diyet de aynı sonuca yol açıyor. Eğer vücudunuza ihtiyacı olan besinleri, vitaminleri vermiyorsanız bundan beyin fonksiyonları, ruh hali de etkileniyor.

Ancak beyni vücuttan ayırıp kendi başma ele almak mümkün değil! Günümüzde bağırsak florası ile beyin arasında önemli bir ilişki olduğu biliniyor. Bağırsaklardaki dost bakteriler yani probiyotik kolonileri ne kadar çeşitli ve çoksa kendinizi o kadar dingin ve huzurlu hissediyorsunuz. Modern buğdayın, vücudumuzun tanımadığı glüten yapısı ile bağırsak geçirgenliğini bozduğu ve aralarında depresyon başta olmak üzere pek çok hastalığı tetiklediğini gösteren birçok araştırma bulunuyor. Bir yandan modern buğday, diğer yandan içi kimyasallar, katkı maddeleri, boyalar ve şekerle dolu yiyecekler… Tüm bu beslenme hatalarının bedelini mutsuzluk, depresyon ve kronik hastalıklarla ödüyoruz.

BU SORUNUN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN NE YAPMAK GEREKİYOR?

Gerçek besinlere, kişinin fıtratına uygun yiyeceklere geri dönmek şart! Düşünün, bir sağlık mucizesi olan yoğurt bile endüstriyel olarak üretildiğinde sağlığı tehdit edebiliyor. Çünkü içine katkı maddeleri, kimyasallar giriyor. Buzdolabında unuttuğunuz yoğurdun bir ay sonra, bozulmadan kalması normal mi?

Değil! Yiyeceklerin raf ömrü uzadıkça, bizimki lasalıyor. İçi katkı maddeleriyle dolu, işlenmiş, pakete girmiş her yiyeceği hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor. Örneğin, yoğurdunuzu kendiniz yapm, aile büyüklerinden turşu yapmayı öğrenin. Probiyotik zengini bu gıdaları yapmak hayli kolay. Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmek gerekiyor. Kışın yenilen yaz sebzesinden mineral, vitamin değil, olsa olsa bol tarım ilacı almıyor. Katkı maddeleri ile dolu, işlenmiş yiyecekleri, buğdaydan yapılmış her şeyi ve şekeri hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor. Ev yoğurdu, ev turşusu, merada odamış hayvanın eti ve kemiği ile pişirilmiş yemekler, paça çorbası, tereyağı ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlar tüketmek önem taşıyor.

DEPRESYON BİR YANA, STRES DE GÜNÜMÜZÜN EN ÖNEMLİ SORUNLARINDAN BİRİ. KRONİK STRESE SIKÇA RASTLANIYOR. BUNUNLA BAŞA ÇIKMAK MÜMKÜN MÜ?

Stresi tamamen hayatımızdan çıkarmak mümkün görünmüyor. Düşünün, yoğun trafikte her gün işe gitmek bile başlı başına bir stres nedeni. İşin kötüsü, kronik stres sadece ruhsal sağlığı değü, fiziksel sağlığı da tehdit ediyor. Tamamen çıkarılamasa da stres düzeyini azaltmak, zararlı etkilerini önemli ölçüde hafifletmek mümkün olabüiyor.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.