Anasayfa / Bilgi / Sağlık ve beslenmede bilgi kirliliği

Sağlık ve beslenmede bilgi kirliliği



Tüm dünyada sağlık ve beslenme konularında bilgiye erişim hızı, gelişen teknoloji paralelinde katlanarak büyüyor. Fakat bu durum bizi önemli bir sorunla karşı karşıya bırakıyor. Evet, doğru tahmin ettin: Bilgi kirliliği… Sağlık ve beslenme alanlarındaki bilgi kirliliği, sağlığımızı da olumsuz etkiliyor.

istersen çarpıcı bir örnekle başlayalım. Avrupa Gıda Bilgi Konseyi’nin (EUFIC) Brüksel’de düzenlediği Bilime Güvenmek: Kanıtlar Ötesi Dönem başlıklı uluslararası konferansta, EUFIC Direktörü Laura Fernandez Celemin, East Anglia Üniversitesi (UEA) ile yürüttüğü “Avrupa gazetelerindeki beslenme sağlığı beyanlarının analizi ve kanıtları” araştırmasının sonuçlarını aktarıyor: Dört hafta süreyle, sekiz AB ülkesinde yayımlanan gazetelerdeki sağlıkla ilgili haberler incelenmiş. Sonuç mu? Araştırmaya göre, söz konusu haberlerde konu edilen iddiaların sadece yüzde 27’si bilimsel kanıtlara -diğer bir deyişle, Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) tarafından onaylanmış bilgilerle eşdeğer bilgilere- dayanıyor. Araştırma hakkında başka veriler de paylaşan EUFİC Direktörü, beslenme sağlığı beyanlarının yüzde 46’sında hiçbir kaynağın yer almadığına, haberlerdeki iddiaların yüzde 49’unun ise ispatlanmamış olduğuna dikkat çekiyor.

Peki Türkiye’de durum ne dersin? Konferans konuşmacılardan Bilkent Üniversitesi iletişim Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Bülent Çaplı liderliğinde gerçekleştirilen, Türk Medyasında Sağlık Haberlerinde Kaynak Değerlendirmesi araştırması, çarpıcı sonuçlarıyla bizi şaşırtıyor. Türkiye’de en fazla trafik alan haber portallarındaki sağlık ve beslenme haberlerinin incelendiği araştırmanın sonuçlarına göre, sağlık ve beslenme haberlerinin yüzde 94,7’si imzasız olarak yer alıyor. Haberlerde referans kaynak belirtilmeme oranı ise yüzde 40,4 gibi endişe uyandırıcı bir rakamı gösteriyor. Haberleri değinilen farklı perspektifler ve açılar açısından da inceleyen Çaplı, sağlık haberlerinin yüzde 98’inin tek bir bakış açısından yazıldığını belirtiyor.

“Kızgın Şef” Anlatıyor

Konferansın en renkli konuşmacılarından biri de, Angry Chef (Kızgın Şef) lakabıyla tanınan Anthony VVarner’dı. Aslında bir biyolog olan ancak kariyerini şef olarak sürdüren Warner’a kızgın denilmesinin sebebi ise sözde uzmanlara savaş açmış olması. Bloğunda, BadScience and The Truth About Healthy Eating adlı kitabında ve röportajlarında beslenme efsanelerine dikkat çekiyor.

Konferans sırasında da beslenme dünyasındaki doğru bilinen yanlışlara dair paylaştığı örneklerle durumun vahametini gözler önüne seriyor. Artık bir şeyleri anlamak için gereken zamanı harcamadığımızı ve hemen eyleme geçtiğimizi ise başından geçen bir örnekle açıklıyor: Bir gün Twitter’daki bir hesabın ona gönderdiği “glutensiz su” başlıklı yazıyı görmüş ve anında bunu paylaşan siteye yaptıkları bu saçmalık üzerine bir mesaj atmış. Daha sonra ise yazının sadece şaka amaçlı yazıldığını idrak etmiş. “Yazılanlar benim gibi birini bile oyuna getirebiliyor” diyor.



Beslenme Mitlerine Kanmamak İçin…

Konferans sonrasında Warner ile bir araya geliyoruz ve kendisiyle beslenme efsaneleri üzerine konuşuyoruz. Yemek yemenin bir zevk olduğunu ve insanları kısıtlayan diyetlerin tüm zevki aldığını belirten Warner’ı en kızdıran konulardan biri ise detoks ürünleri: “Bedenimiz doğal olarak karaciğer ve böbreklerimiz sayesinde vücuttan toksinleri atıyor. Yani bunun için herhangi bir şeye ihtiyacımız yok. Ancak bu konuda büyük bir endüstri oluşmuş durumda. Yiyecekler detoks etkisi yaptığı söylenerek sanki ilaçmış gibi satılıyor. Detoks hakkında yazılmış birçok kitap ve blog var!”

Alkali diyetin de bilimsel bir tarafı olmadığını savunan Warner, “Ne yerseniz yiyin yine karaciğer ve böbrekler sayesinde vücut kendi pH dengesini kurar. Eğer vücut kendi pH dengesini kuramıyorsa, zaten ölürsünüz” diyor. Belli gıdaları tehlikeli olarak adlandıran bu tarz diyetlerin kişileri endişeye sürüklediğinin de altını çiziyor. Bu diyet yöntemi ile kanser hastalarını iyileştirdiğini savunan Dr. Robert Young’ın da zaten hapiste olduğunu belirtiyor.

“Beslenme konusundaki mitlere kanmamak adına neler yapmak gerek?” diye sorduğumuzda ise, “Öncelikle açıklama yapan kişinin uzman olup olmadığına emin olmamız gerekiyor. Mesela ben bugüne kadar alkali diyeti savunan uzman bir doktor, akademisyen ya da bilim insanı görmedim. Alkali diyeti öneren bu ‘uzmanlar’ kim diye sormak ve geçmişlerini araştırmak gerek” diyor. İngiltere ve dünyanın birçok yerinde yayımlanan beslenme rehberlerini takip etmeyi öneriyor. “Ancak bu bilgileri okumak sıkıcı gelebiliyor” diye de ekliyor, işte bu noktada belki de resme dikkat çekmek için çerçeveyi değiştirmek gerek.

Şüpheyle Yaklaşılan Bilgi

Anadolu Üniversitesi iletişim Bilimleri Fakültesi’nin TÜBİTAK desteğiyle gerçekleştirdiği Türkiye’de Sağlık Konulu Yayıncılık ilkelerinin Belirlenmesi: Kaynak, ileti ve Hedef Kitle Bağlamında Sağlık Konulu Yayınların Analizi 2013 Araştırması da, toplumun iletişim kanallarından edindikleri bilgiye şüpheyle yaklaştığını ortaya koyuyor. Vatandaşların yüzde 51’i gazete ya da dergilerdeki, yüzde 45’i televizyondaki, yüzde 48’i ise internetteki sağlık konulu yayınların referans kaynağının kafa karıştırdığını düşünüyor.

Haberlerde kullanılan kaynaklara göz gezdirirken dikkatli olmak gerekiyor. Bir haberin yabancı bir medya platformundan çevrilerek aktarılması, o haberin belli bir kaynağa dayandığı anlamına gelmiyor. Önemli olan aktarılan bilgiyi yayınlayan platformun, haberi hangi kaynaktan aldığı…

Kafa karışıklığını önlemek için ise farklı perspektiflere ve asıl kaynaklara değinen, tarafsız içerikleri tercih . etmek gerek.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*