Anasayfa / Cilt Bakımı - Cilt Sağlığı / Pürüzsüz bir cilt, güzelliğin, çekiciliğin ve özgüvenin göstergesidir

Pürüzsüz bir cilt, güzelliğin, çekiciliğin ve özgüvenin göstergesidir



Bronzlaşmış, kusursuz bir cilt her kadının hayalidir. Pürüzsüz bir cilt, güzelliğin, çekiciliğin ve özgüvenin göstergesidir. Ne yazık ki sivilceler, cildin pürüzsüz görünmesini engeller. Şişkin, kırmızı kabarıklar, iltihaplı ve siyah noktalar, görünüş itibarıyla sevimsizdir ve bunların ardından göze batan izler oluşur, siyah noktalar da aynı şekilde ortadan kaldırılması zor olacak şekilde cilde yerleşirler.

Cildiniz, vücudunuzdaki en büyük organdır. Cildiniz, toplam ağırlığınızın %15’ini oluşturur ve ortalama bir insanda 1,8 nr’lik bir alanı kaplayacak ölçüde deri bulunur. Ayrıca kırışıklık, yara izleri ve yaşlılık lekelerine sahip olsa bile cildiniz çevreden gelen etkilere karşı koruma sağlar, oksijen solunumu yapar, iç organlarınıza tampon görevi görür, dış dünyadan gelen algıları beyne iletir, vücut sistemini soğutur ve ısıtır, zararlı ve toksik maddeleri dışarı atar. Eğer bu yaptıkları sizin için yeterli değilse cildimiz bizim, biricik ve güzel olmamızı sağlar. Cildinizin canlı, güzel olması ve hayati görevlerini yerine getirebilmesi için biz de gerekli olan özeni oha göstermeliyiz.

Cildiniz yeryüzündeki herhangi bir bilgisayardan daha kompleks bir yapıya sahiptir ve kendini harika bir şekilde onarabilir. Aslında gördüğü zararlara karşı kendini tamamen onarabilen tek organımızdır. Çiziklerin, kesiklerin, yaraların, yanıkların birçoğunu hiçbir iz bırakmayacak şekilde iyileştire-bilmektedir.

Bunlara benzer bir yarayla karşılaştığınızda cildin o bölgeyi nasıl iyi bir şekilde sağlamlaştırdığını gözlemleyebilirsiniz.

CİLDİNİZİN ANOTOMİSİ
Cilt Katmanları

Sivilceleriniz çıktığında cildinizde nelerin olup bittiğini anlamak için cildinizin nasıl çalıştığı üzerine birkaç şey bilmeniz gerekmektedir. Cildimizin nasıl çalıştığını size birkaç cümleyle tarif edeyim.

En üst katmandan başlayalım: “Stratum Corneum.” %25-30 oranında ölü hücrelerden oluşan bu katman, keratin bakımından zengin, yassılaşmış cilt hücrelerinden oluşur. “Stratum Corneum” tabakası cildi korur ve devamlı olarak ölü derileri pul hâlinde dökerek yeni derilerle yer değiştirir. Bu tabakaların büyük bölümünü oluşturan ölü cilt hücre katmanları çok incedir, yaklaşık 0,15 mm. kadar. Avuç içi ve ayak tabanlarında ise bu katman daha kalınlaşır, yaklaşık 0,5 mm. kadardır.

“Stratum corneum” tabakasının altındaysa canlı hücrelerden oluşan en üst katman bulunur ve iki önemli cilt katmanı arasındaki iletişimi sağlar. Aknelerin yol açtığı yara izleri üzerine bilmemiz gereken ise aknenin yayılma gösterirken bu katmanın parçalanmasına yol açması yüzünden oluştuklarıdır. Bu izlerden kaçınmak istiyorsak olabildiğince çabuk bir şekilde aknenin oluştuğu bölgeyi tedavi etmemiz gerekir.

Bu canlı hücrelerden oluşan üst deri katmanının altında bir zar tabakası ya da en büyük deri katmanı bulunur. Bu çok yoğun deri katmanı, besinlerin depolanmasını ve üst katmandaki cilt hücrelerinin korunmasını sağlar. Bu zar katmanı, iki proteinli, yapışkan ve elastik moleküllerden oluşur ve bu da cildin yoğun, elastik olmasını sağlar. Bu zar ayrıca her 7 crrr’de 17 metre uzunluğa varan kan damarlarını ve ayrıca sinir uçlarını içinde barındırır. Bu damarlar ve sinir uçları, bir üstteki canlı deri katmanına kadar uzanır fakat tamamen etkin olarak nüfuz etmezler, insanlarda ergenlik sivilceleri oluştuğunda ya da iltihaplı akne sorunlarında, bu iltihaplanmaların çoğunluğu yara izlerinin oluşmasıyla sonuçlanacak şekilde bu katmana yerleşirler.

Deri altı tabakası, en derin cilt tabakasıdır. Yağ hücrelerinden ve lipositlerden oluşan bu katman, enerji deposuna benzer bir şekilde çalışmaktadır ve deri altındaki muazzam büyüklükteki kan basıncına karşı tampon görevi görmektedir. Bu deri altı tabakası bir deri fabrikasıdır. Burada vücudunuz yeni cilt hücreleri üretmektedir. Bu hücreler ortadaki üç katmana gönderilmek üzere üretilmektedir. Canlı kalmak için ihtiyaçları olan kan ve besin içeriklerinden çok çok uzaklara yol almaktadırlar. Dış dünyaya çıktıklarındaysa artık çoktan ölmüş olurlar. Diğer hücrelerin yerlerini alabilmeleri için pul pul dökülmekten başka yapabilecekleri bir şey kalmamıştır.

Cilt hücreleri büyüyüp olgunlaştıkça en üst ölü deri katmanına doğru hareket ederler, kuruyup yassılaştıktan sonraysa dökülmeye başlarlar. Bu sürece “pul hâlinde dökülme” denir. Bu, bir cilt hücresi için ortalama 28 gün sürerek alt tabakadan başlayıp en üst tabakada kuru bir hücreye dönüşme yolculuğunun sonunda cilt yüzeyinde pul hâlinde dökülmeyle biter. Cilt yüzeyiniz yağlanmış ise bu ölü hücreler cilt yüzeyinizde fazlalaşmış ve gözeneklerinize yapışarak onları tıkamışlar demektir.



Yaşlandıkça cilt hücrelerinin yenilenmesi %50 oranında durmaktadır ve bu durum kırışık ve pürüzlü bir cilt görünümü oluşturmaktadır. Cildinizin 2,54 cm.’lik bölümü 9.500.000 hücreden oluşur yani ölü hücreler ovularak temizlendikten sonra cildin yoğunluğu açısından herhangi bir tehlike oluşturmazlar.

Gözenekler

Aynanın önüne oturup yüzünüzü nazikçe gerdirirseniz, birçok pembe ya da siyah kraterlerin boş, temiz veya siyah noktayla dolu olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Bir gözenek, cildin saklı derinliklerine doğru pek çok sarmala sahip ince bir soğan formunda, göreceli olarak oldukça düz kanallarla cilt katmanları arasında iletişimi sağlamaktadır.

Gözenek, cilt içindeki ince bir kanaldır. Gözeneklerin yapısına bakarsanız eğer, cilt üzerinde oluşmuş tavşan deliklerine benzerler. Yüzünüzde iki tip gözenek vardır. Kıl köklerine açılan folikül kanallar ve ter bezlerine açılan ince kanallar. Bu iki tip gözeneğin arasındaki farkı anlamak önemlidir çünkü ter bezleri ve ter üretimi direkt olarak akneye yol açmazlar. Ancak spada buhar banyosuna, saunaya ya da etkin biçimde spor salonlarına gitmezseniz gözenekleri temizleyemez, akneye yol açan tıkanıklıkları (toksinler ve kirliliklerin neden olduğu) gideremezsiniz. Ter, farklı bir bezde üretilmektedir ve tamamen farklı bir gözenekte cilt yüzeyine çıkmaktadır.

Bir başka tip gözenek ise ciltteki yağları ya da bazen kıl köklerini içeren folikül kanallardır. Bu tavşan deliğinin içindeki ince yağ bezeleri, cilt tabakası tarafından kullanılan cildin doğal nemlendiricileridir. Gözenek akneler yüzünden tıkalı olduğunda canlı üst deriye kadar derinleşerek yerleşirler.

Gözenekler cildin doğal parçasıdır. Magazin dergilerindeki güzel modeller kusursuz ve gözeneksiz görünebilirler fakat yüzünüzdeki her bir siyah noktayı incelemeye başlamadan önce unutmayın ki a) bu modeller yüzlerindeki gözenekleri kapatmak için çeşitli ürünlerle saatlerce makyaj yaparlar, b) insanlar cilt rengini yansıtan ışıklar altında daha az gözeneğe sahipmiş gibi görünürler, c) her zaman Photoshop gibi şeyler mevcuttur; yapıştır, flulaştır ve tüm gözenekler bir anda gitsin!

Gözeneklerin kapladıkları alanları daraltabilir miyiz? Ne yazık ki hayır. Gözeneklerin boyutları irsidir ve gerçekten hiçbir şey gözeneği daraltamaz ve fiziksel çapını değiştiremez. Sizin başarınız onu temiz ve sağlıklı tutabilmektir. Yaşlandıkça cildiniz gerginliğini ve elastikiyetini kaybeder, gözenekleriniz derinleşir. Siz de çeşitli ürünler kullanarak bu görünümün etkilerini azaltabilirsiniz.

Ter

Bedenimiz, cilt yüzeyimizi nemli ve temiz tutmak için iki türlü sıvı üretmektedir. Eğer mükemmel bir dünyada yaşıyor olsaydık, hava kirliliği olmasaydı, UY radyasyona maruz kal-masaydık ve kimyasal yüklü yiyeceklerle beslenmeseydik, bu kadar karmaşık bir cilt bakım rutinine ihtiyaç duymayacaktık (cildimiz belki az bir miktar suyun da yardımıyla kendini temizleyecek, nemlendirecek, kendi tonlamasını yapacaktı). Gerçek sağlıklı bir beden nadiren bir şeylere ihtiyaç duyar fakat gerçekçi olmak zorundayız. Cildimizin kendi haricinde gelişen ve kendi kendine çözemeyeceği sorunlar için yardıma ihtiyacı var.

Her şey düzgünce çalıştığında yağ kanalları, siyah noktaya yol açabilen yağlı sıvılarını bütünüyle saç köklerine iletebilirler (saçlarınız olmasa dahi saç kökleriniz mevcuttur), bunun yanında ter bezleri de ter damlalarını gizleyebilirler.

Ter, en göze çarpan cilt sıvısıdır. Dışarıda hava ne kadar soğuk ya da sıcak olursa olsun her gün ortalama bir buçuk bardak kadar teri dışarı atıyoruz. Ter, seyreltilmiş su ağırlıklı bir maddedir. Ter sıvısı, yaklaşık olarak %99 su ve %1 seyreltilmiş katı maddelerden oluşur. Bu katı maddeler; yarı organik tuz, çoğunlukla sodyum klorit ve amino asitler, üreler gibi organik bileşiklerden oluşur.

Terleme, vücut ısısının kontrolüne yardımcı olmaktadır fakat ter bezleri duygularla da aktive olabilmektedir. Heyecanlandığımızda ya da korktuğumuzda terlememizin nedeni budur. Ter, ayrıca vücut koku formumuzu oluşturan kokulu maddeler de içermektedir. İnsanlar, hayvanlarda da olduğu üzere, kokular üzerinden de birbirleriyle iletişime geçebilirler ve bu iletişim, fiziksel durumlar, duygusal durumlar ve cinsel durumlar üzerinde de büyük bir etkiye sahiptir. Bir iddiaya göreyse ilk görüşte aşk denilen şey, aslında ilk kokunun duyulmasıyla oluşan aşktır.

Ter, ayrıca üst deri hücrelerinin yağlanmasını sağlayarak onların hızlı bir şekilde dökülmelerini engeller, burada “sebase” adı verilen başka bir bezden gelen yağ ve yağlı sıvı karışımlarla birbirlerine karışırlar.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.