Anasayfa / Sağlık ve Hastalık Bilgileri / Proteinlerin önemi ve vücuttaki fonksiyonları

Proteinlerin önemi ve vücuttaki fonksiyonları



Proteinler bütün canlı organizmaların en önemli maddeleridir. Canlıların büyümeleri, üremeleri, kalıtım özelliklerinin bir nesilden diğer bir nesile taşınması protein içeren maddelerin aracılığıyla olmaktadır. Ayrıca organizmadaki metabolizma olaylarını katalize eden enzimler, fizyolojik etki gösteren hormonların bir kısmı ve canlı varlıkları bazı hastalıklara karşı koruyan antikorlar gibi önemli maddeler de protein yapısındadırlar. Alyuvarlara rengini veren hemoglobin bir protein bileşiğidir. Kasların büyük kısmı miyozin ve aktin denilen protein türlerinden meydana gelir. Proteinler bir taraftan çözünmüş halde hücrenin sitozollerinde bulunurlar, diğer yandan çözünmemiş halde hücrenin iskeletini teşkil ederler.

Proteinler büyük moleküllü maddeler olup, molekül ağırlıkları yaklaşık 10 000’den milyonlara değişik büyüklükte olabilir. Protein molekülleri, yüzlerce aminoasidin peptit bağlarıyla birbirine bağlanmasından meydana gelir. Proteinlerde azot bulunması, onları karbonhidrat ve yağlardan ayırt eden bir özelliktir. insan vücudu protein sentezi için yaklaşık 20 farklı ami-noaside ihtiyaç duyar. Bunlardan 8 tanesi elzemdir, yani vücutta sentez edilmemektedir. Bunlar: izolösin, lösin, lizin, meti-onin, fenilalanin, treonin, triptofan ve valin’dir. Bir de histidin aminoasidi bulunmaktadır, bu aminoasidin elzem olup olmadığı araştırılmaktadır. Elzem aminoasitler vücut dışındaki kaynaklardan alınmalıdır.

Bir protein birçok vagonun birbirine bağlanmasıyla oluşmuş bir tren gibidir. Her bir vagon veya birim bir aminoasit-tir. 20 aminoasitten oluşmuş birçok farklı kombinasyon büyük sayılarda protein oluşmasını sağlamaktadır. Yani bir lisan gibi, sadece birkaç harf vardır, fakat bu harflerden değişik kombinasyonları kullanarak milyonlarca kelime oluşmaktadır.

Proteinler vücutta hemen hemen her yerde bulunurlar ve hücre yapımında kullanılırlar. Kasların, organların ve bezlerin başlıca bileşenleridir. Safra ve idrar dışındaki bütün canlı hücreler ve vücut sıvıları protein içerir.

Bir besindeki protein elzem aminoasitleri bize sağlıyorsa, bu protein “tam protein” olarak adlandırılır. Eğer bütün elzem aminoasitleri sağlamıyorsa, eksik protein olarak adlandırılır. Hayvansal kaynaklı besinlerde neredeyse tüm esansiyel aminoasitler bulunur, ancak bu bitkisel kaynaklı besinler için söz konusu değildir.

Bütün et ve diğer hayvansal ürünler tam protein kaynağıdır. Bu ürünler arasında sığır eti, kuzu eti, kümes hayvanları, balık, kabuklu deniz ürünleri, yumurta (tam proteinlerin en iyi kaynağı), süt ve süt ürünleri yer almaktadır. Hububat, meyve ve sebzelerdeki proteinler “eksik proteinler” olarak kabul edilirler. Bitkisel proteinler bütün elzem aminoasitleri içermek ve tam protein oluşturmak için kombine edilebilirler.

Proteinlerin sindirimi ve emilimi

Protein metabolizması aslında aminoasitlerin metabolizmasıdır. Besinlerle alınan proteinler organizma için yabancı maddelerdir. Organizmanın yararlanabilmesi için bu proteinlerin sindirim kanalından kendilerini teşkil eden yapı birimlerine yani aminoasitlere kadar yıkılmaları gerekir.



Proteinlerin sindirimi midede başlar ve bağırsaklarda devam eder. Mide hücreleri tarafından salgılanan ve mide özsu-yunda bulunan pepsin denilen bir enzim yine mide özsuyun-daki HCI, proteinlerin yardımıyla peptit bağlarını yıkar. Çeşitli büyüklükte peptitler ve aminoasitler meydana getirir, ln-cebağırsağa geçen bu karışım burada tripsin, kimotripsin ve karboksipeptidaz enzimlerinin etkisiyle çoğunluğu aminoasitlere yıkılarak emilirler.

Eğer eksik veya fazla miktarda protein alınırsa ne olur?

Amerika’da yaşayan insanlar günde 100 gramdan daha fazla protein alırlar; bu değer, alınması gereken miktarın tam iki katıdır. Protein alınlında en uygun miktar yetişkinlerde vücut ağırlığının her bir kilogramı için 0,8 gram kadardır. Protein tüketildiğinde, aminoasitlerine ayrıştırılır, emilir ve vücudun ihtiyacına göre yeni protein sentez edilir. Protein miktarının düşük olması vücudun güçsüz olmasına ve hastalıklara karşı dirençsiz olmaya yol açar. Vücut ağırlığının her bir kilogramı için 1,6 gramdan fazla alınan protein aşırı miktar olarak tanımlanır. Beslenmede yetersiz protein alımı aşırı protein alımından daha zararsızdır, aşırı protein alımı çok riskli olabilir. Eğer ihtiyaçtan daha fazla tüketilirse hem enerji olarak kullanılır hem de CHO veya yağ sentezlenir. Amino-asitlerden CHO veya yağ sentezlendiğinde, vücut her amino-asit grubundan bir nitrojen açığa çıkarmalıdır. Sonra bu nitrojen üreye katılacağı karaciğere gönderilir. Fazla protein tüketen insanlarda daha fazla böbrek yetmezliği riski oluşur.

Yüksek proteinli diyetler idrar yoluyla kalsiyum kaybına sebep olduğundan osteoporoz riskini de artırır.

Ayrıca fazla protein alımı sıvı ihtiyacını da artırır; şöyle ki protein yağa veya CHO’lara oranla metabolize edilmesi için 7 kat daha fazla su gerektirir. Fazla su alımı fazla idrara çıkmayla sonuçlanır, bu durum ise su kaybını dramatik şekilde artırır. Sıvı kaybı yüksek proteinli diyete başlayan bireylerde belirgin şekilde kilo kaybının bir numaralı sebebidir.

Fazla miktarda protein içeren diyetler aynı zamanda fazla kalori ve yağ da içerir, bu yağın çoğunluğu doymuş yağdır. Fazla miktardaki doymuş yağ kalp ve damar hastalıklarına ve kalp krizine davetiye çıkarır. CHO, protein veya yağ kökenli olsun enerjinin fazlası yağ olarak depolanır. Dolayısıyla daha fazla kas yapmak için protein tüketimini artıran birey kastan daha fazla yağ kazanır.

Normal halde yetişkinlerde organizmaya giren azot ile organizmadan çeşitli yollarla atılan azot arasında bir denge vardır. Büyümekte olan çocuklarda, gebelikte ve hastalıktan sonraki iyileşme devresinde alınan azot, dışarıdan atılan azottan fazladır. Bu duruma “pozitif azot dengesi” denir. Ateşli hastalıklarda yeterli protein alınmaması halinde ve albuminü-ri veya diğer katabolik hastalıklarda vücuda girenden daha fazlası dışarı atılır. Buna “negatif azot dengesi” denir. Yine zayıflama amacıyla uygulanan yanlış diyetlerde vücutta negatif azot dengesinin oluşmasına neden olur.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*