Anasayfa / Sağlık ve Hastalık Bilgileri / Probiyotikler ve floramız

Probiyotikler ve floramız



Son zamanlarda konvansiyonel tıbbın da üzerinde çokça durduğu bu kavram, biz integratif tıpçılarca uzun zamandır gündemimizdeydi. Hatta pek çok ilaç firması da bu yüzden yıllardır probiyotik ürünler üretiyordu. Ancak geçtiğimiz yıllarda bağırsak florasının önemine dair pek çok bilimsel destek ve hatta kanıt da araştırmacılar tarafından üretildi. Peki bağırsak florası önemli de, bedenimizin diğer yerlerindeki flora önemsiz mi? Elbette çok önemli!

Ağızdan başlayarak makata kadar devam eden sindirim sistemi, derimizin üzeri, genital bölgelerimiz ve özellikle vajinal flora, burun ve geniz başta olmak üzere solunum yolları, dış kulak yolu başlıca sayabileceğimiz florası önemli alanlar. Peki nedir bu flora denen şey? Bütün bedenimizde birlikte yaşadığımız ve çıplak gözle göremediğimiz mikrobiyolojik canlıların kombinasyonuna verilen isim aslında. Çoğunluğunu bakteriler oluşturuyor. Büyük kısmını dost olarak adlandırabileceğimiz bu habitat bizimle karşılıklı bir alışveriş içerisinde. Hem bizim faydamıza olacak bazı maddeleri üretiyorlar, hem de zararlı mikropların yerleşimine engel olarak kişiyi hastalık nedeni olabilecek mikropların yerleşiminden koruyorlar. Ne kadar dengeli bir kombinasyon varsa o kadar kuvvetli bir koruma kalkanı görevi görüyorlar. Yani aslında onlarla aramızda karşılıklı bir dostluk ilişkisi mevcut. Aslında çok eski bir bilgi var. Hepimizin mesleğe başlarken hazırladığı andı okuyarak, bağlı kalacağımıza yemin ettiğimiz tıp mesleğinin kurucusu kabul edilen Hipokrat daha o yıllarda bağırsağın önemine dikkat çekmiş ve bütün hastalıkların kaynağının bağırsak olabileceğini söylemiştir.

Bugün gelinen noktada yapılan araştırmalar bize gösterdi ki gerçekten de bozulan bağırsak florası sonucunda başta kronik bağırsak hastalıkları dahil olmak üzere pek çok rahatsızlık ortaya çıkabiliyor. Psikiyatri alanında yapılan araştırmalar da gösterdi ki bazı zihinsel durumlar da direkt olarak bağırsak florası ile ilişkili. Öyle ise bütün floramızı dengede tutmak gerekli ve hatta şart. Peki bu floranın dengesi nasıl bozuluyor? En önemli etkenlerden birisi beslenme şeklimiz. Lifli beslenmek önemli. Zira lif hem bağırsakta su barındırarak gaitanın yumuşak kalmasını sağlıyor, hem de probiyotikler için sudan zengin, düzgün bir yaşam ortamı hazırlıyor. Direkt olarak şeker içeren gıda ve içeceklerden de uzak durmak gerekiyor. Çünkü şeker florayı bozan ve ortamda şekeri direkt olarak besin olarak kullanan mikroorganizmaların yerleşimini kolaylaştırıyor. Böylece bozulan floranın tekrar eski konfigürasyonuna gelmesi güçleşiyor.

Ancak gelelim en önemli flora bozucu nedene! Gereksiz ve sık antibiyotik ajanların kullanımı kesinlikle bilimsel verilerin de ışığında bütün floramızı kötü yönde etkiliyor. Çünkü antibiyotikler mikroplara karşı bedenimizde savaşırken seçici davranmıyor. Bakterileri iyi ya da kötü diye ayırt etmiyor. Önüne gelen duyarlı bakteriye kıyım uyguluyor. Yapılan bir araştırmaya göre, antibiyotik kullanımı sonrası bağırsak florası en erken altı ile sekiz hafta sonra yeniden eski haline, probiyotik ürün kullanımının ardından dönebiliyor. Başka bir araştırmaya göre de antibiyotik kullanımı sonrasında iki yıl sonra bile hala flora dengesiz olarak bulunabiliyor. Öyle ise yapmamız gereken şey antibiyotik kullanımını doktorun reçetelemesine bırakmak. Ancak gerekli olduğunda bakteriyel enfeksiyon varlığında mutlaka antibiyotik kullanmak gerekiyor. Biz doktorlara düşen de iyi bir kar-zarar hesabı yaparak, hastalarımıza antibiyotik ajanları kılı kırk yararak önermek olmalı.

PEKİ FLORA BOZULUNCA NE OLUYOR?



Sağlıklı ve hızlı zayıflamak, sağlıklı doğal güzellik bakım listesi için tıklayınız.


Önce geçirgen bağırsak dediğimiz durum ortaya çıkıyor ve bağırsak iç yüzünü kaplayan epitelde geçirgenlik artışı oluyor. Böylece bağırsak içinde kalması gereken ve bedene uygun olmayan sıvı, epitel hücreleri arasından bağırsak duvarının içerisine geçiyor. Böylece duvar içerisinde bir yabancı cisim reaksiyonu gelişmeye başlıyor. Oluşan bu reaksiyonu bağışıklık sistemimiz kontrol ediyor. Bağırsak duvarında bulunan, bütün bağışıklık sistemi için çok önemli olan ve bütünsel olarak korunma mekanizmalarımızı etkileyen plaklar da etkileniyor. Sonuç olarak oluşan bu yabancı cisim reaksiyonu bağırsak duvarında bir iltihabi süreç başlatıyor. Başlangıçta hiçbir belirti vermese de zamanla sindirim sistemimiz alarm vermeye başlıyor ve bazı yakınmalara neden oluyor. Sindirim güçlükleri, gaz, yemek sonrasında ortaya çıkan şişkinlikler, kabızlık ve ishaller, mide yanmaları gibi müphem belki de aldırış etmediğimiz şikayetlere yol açıyor. Ancak iş burada bitmiyor. Bu iltihabi reaksiyon eğer önlemleri almaz isek ilerlemeye devam ediyor. Öncelikle kronik bağırsak hastalıklarına doğru ilerliyor. Spastik kolon ya da irritabl bağırsak sendromu, Crohn hastalığı, çeşit çeşit kolitler (ülseratif kolit dahil olmak üzere) ve en sonunda kanser olmak üzere kronik bağırsak hastalıklarına kadar ilerleyen tablolar oluşabiliyor.

Aslında kronik stres bozukluğu ve devamında günün moda hastalığı fibromiyalji, kronik endişe ve takıntı bozuklukları, depresyon gibi psikiyatrik hastalıkların da temelinde sadece ve sadece belki de hiç yakınmaya neden olmayan, çok başlangıcında bir geçirgen bağırsak sendromunun yatabileceğini düşünmek aslında zor olmasa gerek.

Hele hele reçeteli ve reçetesiz antibiyotik kullanımı çılgınlığını da işin içine katarsak basit bir flora bozukluğu durumunun geldiği noktaya şaşırmamak içten değil. Şimdi flora bozulunca ne yerleşiyor bağırsağımıza? İlk akla gelen ve en önemlisi maya mantarları yani candida! Bir mantar olan bu mikroorganizma özellikle şekerle çok iyi geçiniyor ve ondan aldığı enerjiyle hızla çoğalıyor. Böylece şekere çok ihtiyaç duyduğu için de bizim şekerli gıdalara olan isteğimizi teşvik ediyor. Hem kendisi şekeri kullanıyor, hem de bizim kilo almamıza neden olarak bazı kronik hastalıkların da yolunu açıyor. Çok yediğimiz şekerli, daha doğrusu rafine şekerli gıdalar ve rafine karbonhidratlı gıdalar önce insülin seviyelerimizi bozuyor, insülin direnci geliştiriyor. Oluşan metabolik bozukluk da şeker hastalığı ve kronik dolaşım bozukluklarının sonuçlarıyla boğuşmamıza neden oluyor.

ÇÖZÜMÜ VAR MI?

Kronik candida kolonizasyonu pek çok nedenle vajinal bölgeye de gelebiliyor. Böylece kadınlarda geçmeyen ya da sık tekrar eden kaşıntılı vajina enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Bu enfeksiyonlar hastanın sık yıkanmasına neden olarak bir kısır döngü içine girilmesine yol açabiliyor. Her ne kadar eş tedavisi birlikte yürütülse de sonuç olarak bu enfeksiyonlar sık sık tekrar ediyor.

Gelelim ne yapmak gerektiğine… Evet probiyotik kullanmamız şart. Ama hangisini? Bir kere düşük sayılarda probiyotik içeren takviyeler çok uygun değil. Genellikle bütün ürünler iyi bir karma konfigürasyon içeriyor. O yüzden eczanelerden alacağınız yüksek miktarda probiyotik içeren takviyeler daha iyi. Ancak benim önerim probiyotiklerin yanında mutlaka bu faydalı bakterilerin yerleşimini, düzgün bir kolonizasyon oluşturmalarım sağlayacak prebiyotik ürünleri de beraberinde kullanmanız. Eczacınız bu konuda size mutlaka yardımcı olacaktır. Ancak bir doktora danışmak ve bu ürünler hakkında geniş bilgi almak sizin yararınıza olur.

Bir durum da antibiyotik kullanımı sonrası ne yapacağımız! Bence süreçleri başlatmamak adına antibiyotik kullanımı sonrasında mutlaka probiyotik kullanılmalı. Ayrıca mutlaka beslenme ve sıvı alımma da dikkat edilmeli. Beslenme şeklimiz ve alışkanlıklarımız bu süreçler üzerinde bu kadar etkili ise kendimizi değiştirmek aslında bizi bütün hastalıklardan koruduğu gibi, bu süreçlerden de koruyacaktır. Düzgün bir bağırsak floramız varsa onu korumak adına diyetimizin içerisine günlük olarak probiyotik içerikli yoğurt, kefir gibi ürünleri de eklememiz sağlığımızı korumak adına faydalı olacaktır.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.