Anasayfa / Sağlık Haberleri / Organik Fonksiyonel Gıdalar

Organik Fonksiyonel Gıdalar



Kolesterol düşürücü gıdalar çok satan ürünler arasında yer almaya hazırlanıyor. Yasal değişikliklerle gıdaların sağlığa ilişkin yararları etiket üzerine yazılabilecek. Hazır gıdada yeni bir dönem kapımızda…

GIDA sektöründe yakın geleceğin küresel eğilimleri geçen nisan ayı sonunda Amerika’nın Chicago kentinde açıklandığında hayli ses getirdi. En iyi girişim fırsatlarının yine gıda sektöründe olacağı öngörülüyor. İklim değişiklikleri, artan nüfus ve giderek kendini hissettiren açlık tehlikesi açıklanan eğilimleri daha da önemli hale getiriyor.

Öngörülere katkı sunmak üzere düşünceler pekiştiriliyor, yeni öneriler ortaya çıkıyor. Ağırlıklı konu ise insan sağlığını tehdit eden hastalıkların gıda yoluyla önceden önlenmesi.

Kolesterol düşürücü gıdalar

ORGANİK FONKSİYONEL GIDALAR

Yoğun araştırmalara göre yeni eğilimlerin başında fonksiyonel gıdalar var. Mevcut ürünlerini fonksiyonel gıdalarla takviye eden markalar küresel ölçekte öne çıkacak. Yeni eğilim, ilgili mevzuat ve kodeksin izin verdiği ölçüde besinlere doğal katkı takviyeleri yapmak…

Buna göre yoğurt, peynir gibi süt ürünlerinde ve bazı fermente içeceklerde ‘prebiyotik’ ve ‘probiyotik’ nitelikli katkılar çok daha artacak.

Çeşidi ne olursa olsun sıvı ya da katı yemeklik yağlara takviye amaçlı omega-3 yağ asitleri katılabilecek. Böylece bazı yağlarda omega-6 ve omega-3 dengesi sağlanarak çeşitli sağlık problemlerinin önüne geçilecek.

Yeni teknolojilerde önemli gelişmelerden bir başkası ise balık yağlarının ileri derecede saflaştırılması. Bu yeni teknolojiyle koku problemi giderilmiş balık yağları mutfağa, hatta sofralara girebilecek. Süt ürünlerinde ayran gibi fermente içeceklerin lezzetli prebiyotik tahıllarla takviye edilmesi de yürütülen projeler arasında.

HER YÖNÜYLE DOĞAL ÜRÜNLER

Bir başka gelişme ise tümüyle katkısız, gerçek gıda ürünlerinin özel sertifikasyon güvencesiyle pazara verilecek olması.

Gerçek ve doğal malzemelerle hazırlanan gıdalar şimdi organik olmanın ötesinde daha değişik anlamlar taşıyor. Önce sebzelerin hibrit tohumlardan üretilmesi kısıtlanacak, gen değişikliğine uğramış tohumlar kullanılmayacak. Tohum bankalarından elde edilen saf tohumlarla yetiştiricilik yapılacak. Kirlenmiş topraklar tarıma açılmayacak. Endüstriyel yerlere yakm bölgelerde yetiştiriciliğe izin verilmeyecek.

Amerika’da 52 milyon İspanyolca konuşan birey var. Bunların beslenme alışkanlıkları genel nüfusa oranla çok daha farklı. ‘Hispanic’ler geleneksel alışkanlıklarından gelen yönelimle yılda 8 milyar dolara yakın organik besin tüketiyor. Buradan yola çıkarak henüz hızlı beslenme alışkanlığını öz kültürlerine dönüştürememiş ulusların önünde büyük bir şans bulunuyor: Kendi doğal fast-food mutfaklarını kurmak…

Bu açıdan bakıldığında Japonlar, Çinliler ve Türkler hayli şanslı. (Türkiye’de organik yetiştiriciliğin sertifikalandıracağı yeni nesil et restoranları ve dönerciler bu konuda öncü olabilir)

EKMEK PROTEİN KAYNAĞI DEĞİL

Önemli sorunlardan biri de değişen iklim koşullarına göre hayvansal protein kaynaklarının azalıyor olması. Dünya nüfusu 10 yıl sonra 8,5 milyara yaklaşacak. Bunun en az 2 milyarı açlık sınırı içinde yaşayacak. Hayvansal protein açığı ise gelecek yılların gündemi olacak.

En az 4 milyar kişi hayvansal protein yoksunluğu içine girecek.

Fakat bunun ötesinde bitkisel protein kaynaklarında da ciddi azalmalar var. Japonlar şimdiden yosunlardan konserve protein üretip pazara vermeye başladı. Gerçek et suyu konsantreleri ve protein takviyeli ürünler raflara daha hızlı çıkacak.



(MeksikalIlar fasulye gibi tahıl orijinli proteinleri çok tüketiyor. Biz ise yılda kişi başına 240 kiloyla dünyanın en fazla ekmek tüketen üç ülkesinden biriyiz. Türkiye’de yılda yaklaşık 10 ila 11 milyon ton, bir başka deyişle 40 milyar adedin üzerinde ekmek tüketiyoruz! Tarım alanlarının çoğunun başta mercimek olmak üzere baklagillere kaydırılmasında yarar var!)

BEBEK – ÇOCUK GIDASI

Yeni eğilimler arasında en dikkat çekeni çocuk gıdası üretimi. Bebek gıdası üretiminin dışında kalarak ayrışan bu yeni segment bilinçli tüketim gruplarına hitap ediyor.

Amerika’da 32 milyon anne 12 yaşına kadar olan çocukları ‘kid-spesific’ adı verilen yeni nesil ürünlerle beslemeye başladı. Aynı trend Avrupa’da da geçerli. Çocukların yüzde 44’ü en az haftada bir kez organik çocuk besini tüketiyor. Dolaysıyla çocuk beslenmesiyle ilgili özel düzenlenmiş raflar marketlerde daha çok görülecek.

Bir başka eğilim gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ‘farma gıda’ olarak anılan ürünlerin pazara çıkma olasılığı. Kalp hastalığı, kanser hipertansiyon, osteoporoz ve tip-2 diyabet için özel üretilmiş ürünler süpermarketlerde daha fazla görülecek.

Bu konuda kodekste değişiklik yapan ülkeler öncü olacak. Ayrıca bu gıdaların yaşa bağlı hafıza kaybı ve alzheimer hastalığına da direkt yararları var.

YÜKSEK KOLESTEROL ÖNLENECEK

Kolesterol düşürücü gıda ve içecekler ise çok satan ürün grupları arasmda yer almaya hazırlanıyor. Yasal değişikliklerle hedef yararlar gıda etiketleri üzerine yazılabilecek.

2013 yılında sadece Amerikalı tüketicilerin yüzde 56’sının bu amaçla satılacak ürünlere ihtiyaç olduğunu söylemesi dikkat çeken gelişmelerden biri.

Yapılan gözlemler önümüzdeki yıllar içinde bitkisel proteinlerin sağlık açısından büyük ilgi göreceğini gösteriyor. Soya, pirinç ve badem sütleri başta olmak üzere hayvansal niteliği bulunmayan bitkisel sütler sağlık açısından daha önemli hale gelecek.

Yumurtalar ise gelişmiş ülkelerde olduğu gibi önceden işlenerek beyazı ve sarısı paketler halinde ayrı satılacak. Daha pahalı ama daha az işlenmiş gıdalar büyük talep görecek.

Yaşlanma, stres ve göz sağlığı için hazırlanan sağlık gıdalarının ise bu fonksiyonları öne çıkarılacak, resmi onay verilmiş haliyle satılabilecek.

■ Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre küresel olarak her yıl toplam tahıl üretiminin yaklaşık yüzde 30’u hayvan yemi olarak kullanılıyor. Bu rakam 2030’dan sonra yüzde 40 düzeyine çıkabilir.

■ Küresel ısınmadan dolayı gıda sektörü yüzde 30’lara varan oranda etkilenecek, okyanuslarda canlıların ekolojik dengesi üzerinde orta ve uzun vadeli değişimler görülecek…

■ Okyanuslar kutup buzullarının erimesinden etkilenecek. Küresel kirlilik iç denizlerde daha yoğun görülecek. Ekolojik dengeyi alt üst edecek yakın geleceğin felaketi en çok Hazar Bölgesi, Karadeniz, Akdeniz ve Ortadoğu’yu etkisi altına alacak.

■ Yok olan meralar, kuruyan topraklar, plansız imar faaliyetleri ve endüstrileşen bölgeler et fiyatlarını kaçınılmaz biçimde arttırmaya devam edecek. Temiz su ihtiyacından, yem gereksinimine kadar her şey dünyada altın değerinde olacak.

■ Olası tehditlere bakınca Türkiye hayvan yetiştiriciliği ile kültür balıkçılığına odaklanmak zorunda! Gelecek nesiller protein ihtiyacını daha çok hayvansal besinlerden almak zorunda. Geleceğin uygarlıkları ise alınan hayvansal protein miktarına göre yeniden şekillenecek.

■ Bu arada tıkalı damarlar ve hareketsiz yaşamın sembolü ‘obezite’ gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde büyük sosyal problem olmaya devam edecek. Aynı sorun Türkiye için de daha fazla gündeme gelecek.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*