Kolon Kanserinden Sağlıklı Beslenme İle Korunun

Sağlık ve Hastalık Bilgileri


Ortaya çıkmasında genetik faktörlerin önemli rol oynadığı kolon kanserinden korunmak için yaşam şeklinde değişiklik yapmak gerekiyor. Lif ve posadan zengin beslenmenin yanı sıra alkol-sigara tüketmemek ve egzersiz yapmak da önem taşıyor.

Kalın bağırsağın yani kolonun iç yüzeyinden köken alan dokulara “polip” deniyor. Bu dokuların boyutları 1-3 mm’den 1-3 cm’ye kadar değişebiliyor. Boyutuyla birlikte, neden olduğu tehdit de artıyor. Polipler kolon kanserinin öncüsü olabiliyor ancak tümü kansere yol açmadığı gibi, herkeste de bulunmayabiliyor.

Yapılan taramalarda; 50 yaş ve üstündeki kadınlar ile erkeklerin yaklaşık yüzde 25-30’unda kolon polipi saptanıyor. Bu sıklık yaş üerledikçe artıyor. “Hiperplastik” tipindeki bazı poliplerin kanserleşmediği kabul ediliyor. Ancak kolon poliplerinin üçte ikisi adenomatöz yapıda olup, bunlar zamanla kolonda kanser gelişmesine neden olabiliyor. Adenomatöz poliplerin kansere dönüşümünün oldukça yavaş ilerleyen bir süreç olup, yaklaşık 7-10 yıl sürdüğünü belirten Medamerikan Tıp Merkezi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Mete Özdoğan, “Bugün kabul edilen görüş; ortaya çıkan tüm kolon kanserlerinin, daha önce kaim bağırsakta oluşan ve kanser öncüsü olarak tanımlanan poliplerden geliştiği yönünde. Günümüzde kolon poliplerinin varlığı; kolonoskopi adı verilen, tüp şeklindeki bir optik kamera yardımı üe kaim bağırsakta araştırılıyor. Kolonoskopik incelemenin diğer inceleme yöntemlerinden farkı ise saptanan bu zararlı oluşumların, aynı işlem sırasında kolondan uzaklaştırılabilmesi oluyor. 50 yaş ve üzeri gruptaki kişilerde, yakınması olmasa dahi kolonoskopi yapılarak polip varlığının araştırılması gerekiyor. Bu işlem günümüz Batı toplumlarmda 50 yaş üstü kişilerde düzenli aralıklarla yapılıyor” diyor. Kolonoskopi öncesinde, kalın bağırsağın diyet ve müshil kullanılarak boşaltılması gerekiyor. İşlemin mide ve bağırsak hastalıkları konusunda deneyimli gastroenteroloji uzmanlarınca, bu konuda yeterli donanıma sahip tıp merkezlerinde yapılması önem taşıyor. Kolonoskopik inceleme sırasında görülen poliplerin taşıdığı riski gözle ayırt etmek olası değil. Bu nedenle işlem sırasında saptanan tüm polipler kolondan almıyor.

173297470
173297470

Görülme sıklığı yaşla birlikte artıyor

Poliplerin neden ortaya çıktığı çok net olmasa da genetik yatkınlığın bunda rol oynadığı biliniyor. Öte yandan çevresel faktörler, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının da polip gelişimi ile kolon kanserinin ortaya çıkmasında etkili olabildiği belirtiliyor. Yaşın, polip ve kolon kanseri gelişiminde önemli bir faktör olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özdoğan, “Tüm kolon kanserlerinin yüzde 95’i 50 yaş ve üstündeki kişilerde ortaya çıkıyor. Bunun nedeni çok açık olmamakla birlikte, olumsuz çevresel faktörlere maruz kalma süresinin yaşla birlikte artması ve yine zamanla vücudumuzda kanser oluşumuna karşı koyan bazı mekanizmaların zayıflaması olabiliyor” diyor.

Akdeniz diyeti uygulamak gerekiyor

Yağ içeriği düşük, bitkisel lif ve posa miktarı yüksek Akdeniz tipi beslenme alışkanlığı olan kişilerde, kolon polipleri ve kanserin daha az görüldüğü biliniyor.

Bu nedenle sebze, meyve ve posa ağırlıklı beslenmenin, sağlıklı beslenme olduğu söylenebiliyor. Araştırmalar, kansere bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 30’unda kısmen de olsa gıdaların rolü olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde kanser gelişiminde de önlenmesinde de gıdaların rolü var. Sebze ve meyveler, 100’den fazla faydalı vitamin, mineral, lif ve bitkisel kimyasal içerdiği için kanser gelişiminde önemli ölçüde koruyucu etki gösteriyor. C ve E vitamini ile eser elementlerden selenyum ve karetenoidler olarak isimlendirilen bir grup bitkisel kimyasal, antioksidan etkiye sahip olup; havuç, patates, balkabağı, portakal, şeftali gibi özellikle koyu sarı ve turuncu renkli meyveler ile ıspanak, marul, kıvırcık salata, semizotu, brokoli, maydanoz, tere gibi koyu yeşil renkli sebzelerde de bol miktarda bulunuyor. Bu nedenle günde beş öğün sebze-meyve ağırlıklı beslenmek ve alman günlük kalorinin yüzde 30’dan azını yağlardan karşılamak önem taşıyor.

İşlenmiş gıdalar kanseri tetikliyor

Prof. Dr. Özdoğan, gıda-kanser ilişkisinin kompleks yapıda olduğuna ve pek çok faktörün bununla ilgisine dikkat çekerek, şunları söylüyor: “Örnek vermek gerekirse; gıdanın cinsi, yapısı, nasıl hazırlandığı, içerdiği kalori miktarı, tüketilen gıdadaki yağ, karbonhidrat ve protein dengesi gibi etkenler bu süreçte önem taşıyor. Bazı gıdalar antienflamatuar (iltihap karşıtı, önleyici) etkiye sahip olup, kanser hücrelerinin oluşumunda önleyici rol oynuyor. Kimi gıdalar normal dokuların hasarlanmasmı önlerken, hasarlanmış dokularda ise tamir mekanizmalarına katkı sağlıyor. Bazı bileşikler de toksin denen zararlı maddeleri bağlayarak, bunların mide bağırsak sistemi üzerindeki olumsuz etkilerini azaltıyor.”



Sağlıklı ve hızlı zayıflamak, sağlıklı doğal güzellik bakım listesi için tıklayınız.


Diğer taraftan bazı hazır gıdalar ile işlenmiş yiyeceklerin içinde yer alan birtakım koruyucuların ve katkı maddelerinin de kanserin ortaya çıkışında olumsuz rolü olduğu biliniyor. Bu nedenle hazır, işlenmiş (özellikle işlenmiş et ürünleri), konserveler gibi içinde çeşitli koruyucu (gıda raf ömrünü uzatan) katkı maddeleri bulunan gıdaların tüketiminden kaçınmak gerekiyor. Donmuş gıdalar, soğuk zincirin kırılmaması koşulu ile kimyasal katkı maddeleri içermedikleri ve koruma özellikleri donma etkisiyle sağlandığı için olumsuz etki yaratmıyor. Dünyada sanayileşmenin gelişmesi ile birlikte soğuk gıda teknolojisinin kullanılmaya başlanması ve böylece gıdaları uzun süre saklayabilmek için başvurulan konserve (kimyasal katkılı) gıda üretiminin azalmasıyla birlikte, kimi kanserlerin görülme sıklığında da aynı oranda azalma olduğu biliniyor.

Ailesel yatkınlık riski yükseltiyor

Kolon polipi ve kanser gelişiminde birçok risk faktörü bulunuyor. Fazla kilolu olmak, hareketsiz ve durağan bir yaşam tarzı, egzersiz eksikliği, fazla alkol ve sigara tüketimi bu grupta yer alıyor. Bunun yanında rahim, yumurtalık ve meme kanseri geçirmiş kadınların kolon kanserine yakalanma riskinde bir miktar artış olduğu da biliniyor. Toplum genelinde hayat boyu kolon kanserine yakalanma ihtimali yüzde 4-5 arasında değişiyor. Ancak birinci derece akrabaları (anne, baba, kardeş, çocuklar) arasında kolon kanserine yakalanmış kişiler varsa, diğer aile fertlerinde riskin artarak yüzde 10-12 seviyelerine ulaştığmı belirten Prof. Dr. M. Mete Özdoğan, şu bilgileri veriyor: “Bu nedenle birinci derece yakınlarında kolon kanseri öyküsü olan kişilerde kolonoskopik taramanm 50 yerine, 40 yaşında yapılması gerekiyor.

Bazı genetik kökenli ülseratif kolit ya da crohn koliti adlı kaim bağırsak iltihabına rastlanan kişilerde ise yaş faktöründe olduğu gibi kolon kanseri gelişme riskinde de artış görülüyor.”

Rutin taramalar önemli

Kolon polipleri genellikle yakınmaya neden olmuyor, uyarıcı şikayet yaratmıyor. Ancak bazen çok küçük miktarda, gözle fark edilmeyen kanamalar yaratabiliyor. Bu durum “dışkıda gizli kan” tetkikiyle araştırılarak saptanabiliyor. Tabii ki test yapıldığı sırada kanın saptanabilmesi için o anda bu tür kanamanın gerçekleşmesi gerekiyor. Zira bir polip gözle fark edilmese de kanama yapıyorsa bunun aralıklı olması söz konusu. Kaldı ki dışkıda saptanan kan, her zaman polip ya da kanser orijinli olmayıp, bazen hemoroit, damarsal bazı anomaliler ya da başka nedenlere bağlı olabiliyor. Dışkıda gizli kan saptanan kişilerde bu durum kolonoskopi ile araştırılıyor. Gaytada gizli kan tetkikinin, yakınması olmayan kişilerde de 50 yaştan itibaren her yıl bir kez yapılması önerilen testler arasında yer alıyor. Kalın bağırsak sağlığı için, hiç yakınması olmasa da her kadın ve erkeğin 50 yaşında, ailede birinci derece akrabalarda kolon kanseri olanların ise 40 yaşında kolonoskopi yaptırması gerekiyor. 50 yaşında ilk kez kolonoskopik taraması yapılan sağlıklı, yakınması olmayan kişilerde eğer bu incelemede herhangi bir olumsuzluk saptanmamış ise bir şikayeti olmamak kaydıyla sonraki taramanm 5-10 yıl sonra planlanması gerekiyor. Kolonoskopi sırasında polip saptanan kişilerde ise bu polipler alınıyor. Patoloji laboratuvarına gönderilen örnekler tür bakımından sınıflandırıldıktan sonra, bir sonraki incelemenin süresi saptanıyor. Bu da genellikle bir-beş yıl arasında değişiyor.

10 ADIMDA KANSER RİSKİNİZİ AZALTIN

  1. Belirli aralıklarla kanser tarama testleri yaptırın.
  2. Öğünlerinizde yeşil, sarı, kırmızı sebze ve meyvelere ağırlık verin.
  3. Günde beş öğün meyve ve sebze tüketin.
  4. Tek tip gıdadan kaçınıp, dengeli beslenin.
  5. Günlük gıda tüketiminizde yağ oranını azaltıp, yüzde 30’un altında tutun. Kırmızı et tüketimini azaltın.
  6. Yanmış, alevde kızartılmış, yüksek ısıya maruz kalmış, tütsülenmiş ya da aşırı tuzlanarak hazırlanmış, işlenmiş et ürünleri tüketmeyin.
  7. Alkol tüketimini azaltın.
  8. Yeme alışkanlığınızı gözden geçirin.
  9. Hareket edip, egzersiz yapın.
  10. Sigara içmeyin.

NE YEDİĞİNİZE DİKKAT EDİN!

Gıdaların hazırlanma şekilleri ile kanser arasında bir ilişki var. Özellikle yüksek ısıya maruz kalan, direkt ateşle temas eden gıdalarda “heterosiklik aminler” denilen bazı kimyasallar ortaya çıkarak, kanserojen ‘ etkiye neden oluyor. Yapılan çalışmalar; fazla pişmiş, kararmış, yanmış, kızarmış et türü gıdaları sık tüketenlerde meme, kolon ve mide kanserlerinin daha sık ortaya çıktığını gösteriyor. Yine tütsülenmiş ya da fazla tuzla muhafaza edilen et türü gıda tüketiminin de bu açıdan sağlıklı olmadığının unutulmaması gerekiyor. Dolayısıyla söz konusu şekilde hazırlanan gıdaların tüketiminden kaçınmak, pişirme yöntemi olarak yüksek ısıda hızlı pişirme yerine, düşük ısıda yavaş pişirme; ızgara, alev yerine haşlama ve tencerede pişirme gibi yöntemlerin tercih edilmesi önem taşıyor.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.