Kırmızı et fiyatlarındaki artış

Sağlık Haberleri


Kırmızı et fiyatlarındaki artış en azından tüketici açısından şanslı bir döneme geldi. Şu anda tüketicinin dolabında kurban eti var. O nedenle et fiyatlarındaki hareketliliğin tüketiciye yansıyacak boyutu yok. Şarbon vakalarının ithal edilen hayvanlardan kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. Öyle olsa, inkübasyon süreci 1-14 gün olan hastalık nedeniyle ithal edilen hayvanlar bulundukları yere gelene kadar telef olurdu. Çok büyük bir panik yaratılmamalı. Bakanlık da gerekli müdahaleyi yapıyor.

Tüketicinin moralini bozmamalıyız. Türkiye’de gıda sanayi başıboş değil, denetimler her aşamada yapılıyor. Asıl dikkat edilmesi gereken ambalajsız ve sanayi üzerinden geçmemiş, sanayi tarafından işlenmemiş açıkta satılan ürünler. Her kriz bir fırsattır derler. Bu krizde bizim tüketicinin bilincinin gıda sanayine yönelik artırılması için bir fırsat olabilir.

DÖVİZ kurlarında yaşanan dalgalanmayı fırsat bilen spekülatörlerin çeşitli ürün ve ürün gruplarında arz-talep dengesiyle uyuşmayan artışlarına her geçen gün yenileri ekleniyor. îç piyasa fiyatlarında dalgalanma nedeniyle un ihracatına sınırlama getirildi. Kurban Bayramı sonrasında yaşanan düşük talebe rağmen son dönemde fiyat artışlarıyla gündeme gelen bir diğer ürün ise kırmızı et oldu.

Kırmızı et fiyatları, Kurban Bayramı’nm hemen ardından yaklaşık yüzde 10 artış gösterdi. Sektör temsilcileri, kırmızı et fiyatlarındaki artışın ardında döviz kuru kaynaklı girdi maliyetlerinin etkili olduğunu ifade etse de, döviz hareketlerini ve şarbon vakalarını bahane ederek fiyatları speküle eden bir kesimin varlığına da dikkat çektiler.

Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin (UKON) verilerine., göre, 16 Ağustos’ta kombina- ;.s lar ve kesimhanelerden alman kilo başına yağsız dana kesim fiyatları ortalaması (ESK hariç) 28.78 TL, yağsız kuzu karkasta ise 37.52 TL’ydi. Kurban Bayramı haftasında bülten yayımlamayan UKON’un 30 Ağustos tarihli bültenine göre, kilo başına dana kesim fiyatı 30.25 TL, yağsız kuzu, karkasta ise 37.85 TL’ye yükseldi.

Fiyatlar 15 günde sırasıyla yüzde 5.5 ve yüzde 0.9 artış göstermiş oldu. 6 Eylül itibarıyla ise kilo başına dana kesim fiyatı ortalaması 30.61 TL’ye, kuzu karkas 38.49 TL’ye yükseldi.

FİYATLAR YUKARI YÖNLÜ

Bu arada karkas et fiyatlarına, tüketiciye ulaşıncaya kadar işletme giderleri ve KDV başta olmak üzere kemik, kan, yağ ve satış süreci olarak bir kilo etin satış fiyatına yüzde 50 görünmeyen maliyet ekleniyor. Bu da etiketlere kilogram başına ortalama 15 TL olarak yansıyor. Kasap ve marketlerde ortalama 1 kilo dana etinin (kuşbaşı) fiyatı Ağustos’ta yaklaşık 44 TL iken, kuzu etinin 49 TL civarındaydı. Yaşanan fiyat artışlarının ardından etiketlerde dana kıyma ve kuşbaşmda bazı semtlerde 5 TL’yi aşan, fiyat artışları yaşandı.

1 Kasım 2017’dcn itibaren 81 ilde satış noktası olan marketlere ucuz et satışı yapan Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) fiyatlarında ise artış yok. ESK, ucuz et satışı uygulaması ile dana kıymayı 31 TL/Kg (KDV dahil), dana kuşbaşım ise 34 TL/Kg (KDV dahil) fiyatlarla satışa sunuyor. Uygun fiyata et satışı kapsamında ESK’mn 1 Kasım’dan bu yana marketlere yaklaşık 50 bin ton civarında gövde karkas satışı yaptığı belirtiliyor.

YEM FİYATLARI ETKİLİ

Bilindiği üzere kırmızı et maliyetleri içinde en büyük payı yüzde 60 ile hayvan alım gideri oluşturuyor. Ardından yüzde 28 ile yem giderleri geliyor. Döviz kurundaki artışların da etkisiyle yem fiyatlarında 2018 yılı Ocak-Ağustos döneminde yüzde 30-40 oranında artış dikkat çekiyor.

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş’un verdiği bilgiye göre, Ocak-Ağustos 2018 ayları arasında etlik piliç yemlerinde yüzde 40, yumurta yemlerinde yüzde 36, süt yemlerinde yüzde 40, besi yemlerinde ise yüzde 30 artış görüldü. Kırmızı et fiyatlarında yaşanan artışta döviz kurları kaynaklı maliyet artışı etkisine yönelik olarak ise Karakuş şunları söyledi:

“Ocak-Ağustos 2018 ayları arasında kırmızı et üretim maliyeti yüzde 25 civarında artış gösterdi. Maliyetlerdeki bu artış et üreticilerince kesim fiyatlarına ancak yüzde 10 seviyesinde yansıtıla-bildi. Bu anlamda et üreticileri şu anda karlı bir üretim yapamıyor. Kırmızı et üretiminde de devamlılığın sağlanabilmesi için yine döviz kurundaki artışların önlenmesi yanında, yem hammadde ve fiyatlarının uygun seviyelere getirilerek et sektörüne besi materyali sağlayan süt üreticilerinin üretime devam edebilmesini sağlayacak politikalara öncelik verilmesi gerekmekte.”



Sağlıklı ve hızlı zayıflamak, sağlıklı doğal güzellik bakım listesi için tıklayınız.


“KUÇUK ÜRETİCİ DESTEKLENMELİ”

Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkanı Bülent Tunç ise, et fiyatlarının altı aydır baskılandığını, vurgulayarak, son bir aydır kurdan dolayı ciddi anlamda özellikle ithal hayvan fiyatlarında artış yaşandığına dikkat çekti. İthal edilen hayvanlarda 4 dolara gelen etin kilosuna üç ay önce 15 TL ödenirken, şimdi 25 TL ödendiğini vurgulayan Tunç, “Türkiye’nin 1.5 milyon ton et tüketimi var. 150 bin ton et açığımız bulunuyor” dedi.

Bu dönemde kur nedeniyle yem fiyatlarında da ciddi bir artış yaşandığına dikkat çeten Tunç, “Karkas et ithalatı olduğu için yerli hayvan fiyatlarında bir artış olamıyordu. Yerli üretici zararına satış yapıyordu. Artan maliyetler nedeniyle Kurban Bayramı sonrasında üreticiden çıkan karkas etin kilosunda 2-3 TL’lik bir fiyat artışı yaşandı. Ancak bu et tüketiciye 60 TL’ye satılıyorsa buna önlem alınması gerekiyor. Bu işte kaybeden üretici ve tüketici. Yerli üretimin kıymetini bilip, küçük işletmeleri desteklemeliyiz. Yoksa biz büyük işletmelerin elinde kalacağız. Dün dolardı bugün şarbon…3-5 tane

ithalat lobisi, şarbon krizini de gayet işi yöneterek, istediklerini elde edebiliyor. Üretici elindeki hayvanı satamıyor. Bu süreç yerli üretimi desteklememiz gerektiğini ortaya çıkardı. Et ithalatı yapılarak, fiyatlar baskılanarak bir yere varılmaz” diye konuştu.

DÜNYANIN HER YERİNDE GORULUYOR

Ulusal Kırmızı Et Konseyi (UKON) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hacıince’nin açıklamalarına göre, özellikle aşırı yağış ve aşırı kurak mevsimlerin yaşandığı yıllarda şarbon hastalığının ortaya çıkış sıklığı artıyor. Aşılama çok iyi sonuçlar verse de toprakta uzun süre yaşayan şarbon sporları hastalık riskini ortadan kaldırmıyor. 2018’in ilk altı aymda Fransa, Macaristan, İtalya, Romanya ve Rusya tarafından Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı’na (OIE) şarbon hastalığı bildirimi yapıldığına dikkat çeken Hacıince, Brezilya ve İrlanda tarafından herhangi bir bildirim yapılmadığını kaydetti. Hacıince, “2018’de yapılan canlı hayvan ithalatının yüzde 90’mı hayvanların naklinin 20-25 gün sürdüğü Güney Amerika ülkelerinden gerçekleştiği göz önüne alındığında inkubasyon süresi 1-14 gün olan hastalığın, ithalat yapılan ülkelerden Türkiye’ye taşınması biyolojik olarak da mümkün görülmemekte” dedi. ESK tarafından Brezilya’dan ve İrlanda’dan ithal edilerek Ankara’nın Gölbaşı ilçesi Ahiboz köyündeki özel işletmeye getirilen hayvanlarda 22 Ağustos’ta ortaya çıkan hastalığa karşı Bakanlık tarafından gerekli önlemlerin alındığını, mücadele çalışmalarının yapıldığım dile getiren Hacıince şunları kaydetti:

“Tüketicilerimizin Bakanlıkça onaylı kesimhanelerde veteriner hâkim kontrolünde kesilen hayvanlardan elde edilen etleri kasap ve marketlerden satın alarak tüketmesinde hiçbir sakınca bulunmuyor.”

“BULAŞMA NEDENİ ARAŞTIRILIYOR”

Türk Veteriner Hekimler Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Talat Gözet ise, Ankara Gölbaşı’nda 22 Ağustos’ta görülen şarbon vakası öncesinde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından şarbon bulunan noktaların tespit edilmiş olduğunu söyledi. Gözet, “Şarbon periyodik seyreder. Hastalık çıktığı anda gerekli tedbirler alınıp, söndürülür. Bulaşma şekline göre deride, sindirim sisteminde ve solunum sisteminde yerleşiyor. Hastalık çıktığı zaman insanlarda görülen vakaların yüzde 92’si meslek hastalığı olarak kasaplarda deri işleyicilerde, veterinerlerde deri enfeksiyonu olarak görülür. Sağlık Bakanlığı verilerine göre son 10 yılda 8 kişi şarbondan ölmüş” dedi.

Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın hayvan kaçakçılığı açısından problemli olduğunu vurgulayan Gözet, “Güneyimizde savaşların yaşandığı komşularımız var. Hayvan hastalıklarıyla mücadele etmeyen ülkelerle komşuyuz.

Buralardan yapılan hayvan kaçakçılıklarıyla ülkemize bazı hastalıklar giriyor. Eğer hastalıklarla mücadele edemezsek, hayvancılığımız darbe alır. Öncelikle hastalıktan ari işletmeler oluşturulup, ardından hayvancılığın geliştirilmesi lazım. Yıllardır, ‘ithalat yerli üretimi bitirecek’ diyoruz. Bu kadar yoğun ithalat olduğu dönemde, hayvanları karantinada tutacak kapasite yok. İthal edilen firmanın işletmelerinde tutulan hayvanlar, test sonuçları beklenip, hastalıktan ari oldukları tespit edildikten sonra millileştiriliyor” diye konuştu.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.