Anasayfa / Beslenme / Kanser önleyici besinler

Kanser önleyici besinler



KONTROL SİZDE

Günümüzde, kansere yakalanmak neredeyse nezle olmak kadar olağan bir durum haline geldi. Dünya nüfusunun yüzde 40’ı ya kanser ya da kanser adayı. Türkiye’de ise nüfusun yaklaşık yüzde 27 si bu hastalıkla savaşıyor.

kanservebeslenmeUzmanlara göre, bu anormal tırmanışın pek çok nedeni var. Kansere neden olan faktörler arasında genetik miras kadar, gıdalar ve stresin de etkili olduğu düşünülüyor. Cep telefonu da dâhil olmak üzere kanserle ilişkili olabilecek tüm ihtimaller araştırma masasında.

Tıp dünyasında bu çalışmalar sürerken, kanserle ilgili çok sayıda sevindirici gelişmenin de kaydedildiğini belirtmek istiyorum. Kanser tedavisinde damardan verilen ilaçların yanı sıra, ağızdan alınabilen yeni kemoterapi ilaçları da devreye girdi. Kanser hücreleri için özel geliştirilmiş ‘hedefli moleküller’ ise kanser tedavisinde yeni bir çığır açıyor. Ancak, tüm bunlar kanser oluştuktan sonra devreye giren çözümler. Kanserle savaşta esas yapılması gereken, hastalığın oluşmasını önleyen tedbirlere odaklanmaktır.

Kanser, çoğu zaman kader kısmet ya da genetik mirasla açıklanmaya çalışılsa da, bu hastalığın en önde gelen nedenlerinden birisinin beslenme hataları olduğu biliniyor. Yediklerimiz, içtiklerimiz ve nasıl bir hayat sürdüğümüz son derece önem taşıyor. Eğer yaşam tarzımıza objektif bir gözle bakarsak, kansere yakalanma sebeplerinin yüzde 45’inin bizim tarafımızdan kontrol edilebilir faktörler olduğunu görebiliriz.

KANSERİN YAŞAM TARZIYLA İLİŞKİSİ

Beslenme faktörü kanserle mücadelede giderek daha da önem kazanmaya başladı. Tüm dünyada son yüzyılda patlama noktasına gelen, son 20 yılda da çığ gibi büyüyen bu hastalığın başlıca nedenlerinden biri, beslenme modelimizdeki köklü değişikliklerdir. Maalesef, genlerimiz bu baş döndürücü değişikliklere artık ayak uyduramıyor.

Kanser, DNA yapısındaki parçalanma ve kırılmaların hücrenin yapısını bozması, anormal bir hücrenin ortaya çıkması ve o hücrenin baş döndürücü bir hızla çoğalması ile ortaya çıkıyor. Hâlbuki normal şartlarda genetik yapımızdaki en ufak bir değişikliğin meydana gelebilmesi için yaklaşık yüz bin yıl geçmesi gerekiyor.

Ancak son yüzyılda, insanlık yüz bin yılda görülmeyecek kadar çok değişikliğe şahit oldu. Bu dramatik değişikliklerin sonucunda ise kanser gibi zorlu bir hastalıkla mücadele edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Peki, bu açmazdan nasıl çıkabilir, hücrelerimizle, DNA’mızla konuşacak ve anlaşacak bir dil yaratabiliriz?

KANSERİ TETİKLEYEN BESİNLER

Her şeyden önce bilgilenmeli ve hangi yanlışların bizi bugüne getirdiğini anlamalıyız. Bilimsel çalışmalar, genetik faktörlerin kanser nedeniyle ölümlere etkisinin yaklaşık yüzde 20 oranında olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla, genetik miras öyle sanıldığı kadar baskın bir kanser nedeni değil! Yani, yaşam tarzı (sigara ve alkol kullanmak, besin seçimleri, ruhsal durum, aktivite düzeyi, stres yükü ve uyku kalitesi gibi) ile kanser arasında çok daha güçlü bir ilişki söz konusu.

Araştırmalar, sadece doğru beslenme ile kanser vakalarının yaklaşık yüzde 45’inin önlenebildiğini gösteriyor. Öncelikle, hangi beslenme yanlışlarının kansere neden olduğunu öğrenmek gerekiyor. İlk yanlışımız şeker ve un! Genetiğimizin tanımadığı yeni beslenme modelinde çok fazla şeker ve un var.

ŞEKER KANSERİ BESLİYOR

Kanser hücreleri olağanüstü bir hızla çoğaldıkları için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Enerjiyi hızlı bir şekilde bulabilecekleri temel kaynak da şeker ve un. Şeker kansere yakalanmayı kolaylaştırırken, kanserle mücadeleyi zorlaştınyor. Yani şeker ve un her aşamasında kanserin yanında ve onu adeta besliyor.

Yüz yıl önce kişi başı tüketilen şeker miktarı 2-3 kiloyu geçmezken, günümüzde aynı rakamın 80 kiloya çıktığı biliniyor. İnsan vücudu günde 10 kesme şekerden fazlasını yakamazken, içilen herhangi bir meşrubatın bir şişesinde 11 kesme şeker bulunuyor. Bu inanılmaz şeker tüketimini açıklamaya sadece bu örnek bile yeterli.

GİZLİ TEHLİKELERE DİKKAT

Nemli ortamlarda saklanmış, küflenmiş kuruyemiş ve tahıllarda, en çok da kırmızıbiber ve yer fıstığında bulunan aflatoksin maddesinin ciddi bir kanser tetikleyicisi olduğu biliniyor. Sosis, salam gibi et ürünlerindeki nit-rit ve nitratlar da tehlikeli maddeler. Bu gıdaların öncelikle kalın bağırsak, kısmen de mide kanseriyle ilişkili olabileceği düşünülüyor. Ayrıca, ölçüsüz miktarda tüketilen salamura yiyecekler sindirim sistemi, özellikle mide ve yemek borusu kanserlerine yakalanma riskini artırıyor. Barbekü edilmiş etler, karamelize olmuş ya da yanmış yiyeceklerin de kanserojen olduğu unutulmamalı. Hazır yiyeceklerde bulunan trans yağ asitlerinin de kanser riski taşıdığı biliniyor.

HAYATINIZDAN ÇIKARIN!

Kanserden korunmak istiyorsanız, aşağıdakileri hayatınızdan çıkarın.

  • Aşırı alkol
  • Tatlandırıcılar ve tatlandırıcı eklenmiş yiyecekler ve diyet içecekler.
  • Füme, salamura besinler
  • Aşırı tuzlu ve şekerli yiyecek ve içecekler
  • Aşırı fruktoz (meyve şekeri).
  • Yanmış, kömürleşmiş kırmızı et.
  • Kızarmış, yanmış, karamelize olmuş her türlü besin.
  • Yanmış, kömürleşmiş et, kızartmalar, kızarmış, yanmış ekmek ve tost.
  • Margarinler, fast-food yiyecekler, mayonez ve şanti.
  • Trans yağları içeren cipsler, kızartmalar, fırın işi unlu ürünler
  • Küflenmiş, nemli pul biber, kuruyemiş gibi aflatoksin içeren gıdalar.
  • Nitrozamin içerikleri yüzünden sosis ve salamlar.

DEĞERLİ OMEGA-3’LER



Sağlıklı ve hızlı zayıflamak, sağlıklı doğal güzellik bakım listesi için tıklayınız.


Diğer bir hata da, yeni beslenme tarzının vücudumuzdaki Omega dengesini altüst etmiş olması. Vücut, yağ olmadan varlığını sürdüremiyor ve sağlık için son derece olan bazı yağları üretemediği için dışarıdan alması gerekiyor. Bu yağlar iki temel gruba ayrılıyor; Omega-3’ler ve Omega-6’lar. Omega-6, gerekli bir yağ olmasına rağmen fazla tüketildiğinde kanser riskini artırıyor. Gıda endüstrisi, daha ucuz olduğu için ayçiçek yağı, mısırözü yağı, pamuk yağı gibi yağları ön plana sürerken, Omega-3’ten zengin zeytinyağı ve tereyağı gibi yağlar maalesef üst raflara kaldırılıyor. Bu da, vücudun Omega dengesini bozuyor.

Kanser önleyici beslenmede en etkili stratejilerinizden biri diyetinizi Omega-3 açısından zenginleştirmek olmalı. Eskiden değerli Omega-3 kaynakları olan hayvanlar (et, süt ve yumurta) artık doğal ortamlarından koparak suni besinlerle beslendiği için, bu özelliklerini kaybettiler. Daha çok köy yumurtası, çayırlarda beslenen hayvanların etini yemeye çalışın ve en zengin Omega-3 kaynağı olan balıklara sofranızda yer açın. Aklınızda bulunsun, balık, organik et ve yumurtadan bile daha fazla Omega-3 içeriyor.

ANTİ-KANSER REÇETELER

Koruyucu içecek: Bir adet alerjik asit zengini nar, bir adet zengin bir C vitamini deposu olan portakal, iki adet değerli beta karoten kaynağı havuç, bir adet pancar ve zencefili katı meyve sıkacağında sıkın. Posayı atmak yerine anti-kanser içeceğinize ekleyin. Her gün bir bardak içebilirsiniz.

Anti-kanser karışım: Bir kâse yoğurt ya da kefirin içine bir çay kaşığı toz zencefil, bir çay kaşığı öğütülmüş keten tohumu, bir çay kaşığı öğütülmüş üzüm çekirdeği, bir çay kaşığı öğütülmüş ısırgan otu tohumu, yine bir çay kaşığı zerdeçal ve tarçın ekleyin. Bu harika karışımı günde bir defa yiyebilirsiniz. Dilerseniz içine salatalık doğrayıp, zeytinyağı gezdirerek yemeğe karıştırın.

KORUYUCU KALKANLAR

Kansere karşı en önemli koruyucularınız doğanın bize sunduğu nimetler, yani meyveler, sebzelerdir. Eğer bir liste hazırlayacak olsak, listenin en üst sıralarında nar yer alır. Ahududu, böğürtlen ve yabanmersini üçlüsü de tam anlamıyla doğal kanser ilaçlarıdır. Kiraz, vişne ve kayısının bu alandaki gücü tartışılmaz. Portakal ve elmayı da listeye eklemenizi öneriyorum. Elmadaki kuversetinin maddesi kansere karşı önemli müttefiklerinizden-dir. “Günde bir elma giren eve doktor girmez,” şeklindeki İngiliz deyişi boşuna söylenmemiş.

Kansersavar sebzelerde başı soğan ve sarımsak çekiyor. Brokoli de etkili bir kanser savaşçısı olarak bilinir, ama ben brokoli gibi genetiğimizin alışık olmadığı gıdalar yerine binlerce yıldır yediğimiz, tanıdığımız besinleri tüketmenizi öneriyorum. Mesela karnabahar ve lahana, hem brokoliden çok daha faydalı hem de genlerimizin alışık olduğu sebzelerdir. Eğer lahana yiyecekseniz, beyaz yerine mor renklisini tercih ederek daha da etkili bir koruma sağlamış olursunuz. Siyah turp, pancar ve şalgam da kansersavar sebzeler listesinin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. (Kanser konusunda önemli bir savunma sağlayan kırmızı, mor renkteki meyveleri ayrı bir bölümde ele alacağım.)

SOFRANIZDAN EKSİK ETMEYİN

Havuç, bir karoten deposu ve anti-kanser beslenme modelinin vazgeçilmezleri arasındadır. Rendeleyin, doğrayın, salatasını yapın ama sofralarınızda mutlaka havuca yer verin. Kırmızı mucize domates bol miktarda likopen içerir. Bu değerli maddenin özellikle prostat ve meme kanserini önleyici etkisi olduğu biliniyor. Domates biraz ısıtılırsa, vücut likopenden daha etkili bir şekilde faydalanıyor. Bunun için domatesi yemeden önce ortadan kesip tavada hafifçe ısıtmanızı ya da rendeleyip, suyunu sıkmanızı ya da salça haline getirip tüketmenizi öneriyorum.

Yeşilliklerde ise birincilik maydanozun, içerdiği apigenin maddesi bu otu tam bir kanser ilacı haline getiriyor. Nane, fesleğen, kekik ve tere de aynı başlık altında değerlendirilebilir. Bu otların mümkünse tazelerini tüketmeye gayret edin. Tazesinin bulunmadığı durumlarda kurusu da kullanılabilir.

KANSERSAVARLAR

Etkili bir koruma kalkanı için diyetinize ekleyin;

  • Soğan, sarımsak
  • Yeşil çay
  • Ispanak, marul, tere, roka gibi yeşil sebzeler
  • Lahana, karnabahar, turp
  • Çilek, böğürtlen, yabanmersini, kırmızı üzüm gibi kırmızı meyveler
  • Domates, enginar
  • Fasulye, nohut, bezelye ve mercimek
  • Natürel sızma zeytinyağı
  • Elma, nar, portakal
  • Zencefil, tarçın

 

FAYDALI BAKTERİLERİNİZİ ARTIRIN

Probiyotikler, vücudumuzla işbirliği içinde davranan bakterilerdir. Vücudumuz bu bakterileri kefirden, ayrandan, bozadan, şıradan ve turşudan alıyor. Ama son zamanlarda beslenme alışkanlıklarımız değişti, bu değerli kaynaklardan uzaklaştık. Ayrıca çok antibiyotik almak ve unlu gıdalara ağırlık vermek de bu bakterilerin sayılarının düşmesine neden oluyor. Sağlık açısından son derece önemli olan bu bakterilerin azalması, birçok hastalık için zemin hazırlıyor. Maalesef kanser de bunlardan biri. (Dost Bakteriler: Probiyotikler bölümünde bu değerli mikroplar hakkında daha çok bilgi sahibi olabilirsiniz.)

VE DİĞER ÖNLEMLER

Kanserden korunma söz konusu olduğunda, sadece iyi beslenmek yeterli değil. Alüminyum içeren deodorantlardan, ftalat içeren parfümlerden, diok-sin içeren kozmetiklerden, demir zımbalar kullanılmış poşet çaylardan, eskimiş plastik su damacanalarından, alüminyum kaplardan uzak durmak da son derece etkili önlemlerdir. Ayrıca paraben içeren kozmetiklerden, perklor içeren kuru temizleme ürünlerinden de korunmak gerekiyor. Böcek ve sinek öldürücü ilaçlarlardan, östrojen içeren cilt bakım ürünlerinden, plasenta hormonları içeren kozmetiklerden kaçınmak doğru olur. Stres, öfke, depreş-yon, hareketsizlik, yalnızlık, sigara içmek, sigara dumanına maruz kalmak ve hava kirliliği de kansere yakalanmayı kolaylaştırıyor.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*