Anasayfa / Sağlık ve Hastalık Bilgileri / Kalp Hastası Eşimin Tuz Kaçamakları

Kalp Hastası Eşimin Tuz Kaçamakları



Hiç hastalanmamış gibi yaşamanın yanlışlığı

Kalp Hastası Eşimin Tuz Kaçamakları

Sabah gazetemi okurken derinden gelen bir alarm sesi duydum. Balkon kapısı açıktı. Komşunun saatinin ya da fırının alarmının çaldığını düşündüm önce. Sonra birden eşimin kalbindeki pil geldi aklıma.

O an eşimle göz geldik. “Kalp pilim mi alarm verdi yoksa?” diye sordu bana. Hemen saate baktım, 10.00’u gösteriyordu. Alarm sinyalinin büyük olasılıkla kalp pilinden geldiğine karar verdik. Çünkü saat 10.00 vücutta ödem toplanmaya başladığının sinyaliydi.

Kalp yetmezliği tedavisi için eşime takılan “biventkrtiküler ICD”inin aslında iki alarmlı fonksiyonu var. Birincisi pilden kaynaklanan bir problem olduğunda verilen alarmdı, ki doktorlar bunu sabah 09.00’a ayarlamışlardı. Saat 10.00’da çalan alarm ise, vücutta su tutulmasının ön habercisiydi. Özellikle göğüs bölgesinde toplanan ödemi daha hastanın yakınması başlamadan, yaklaşık 15 gün önce haber veriyordu kalp pili.

TUZLU GIDALARLA GELEN ÖDEM…

Hemen eşime kalp pilini takan doktoru arayıp randevu aldık. Muayene ve kalp pili kontrolü sonrasında kardiyologun yüzündeki ifade ciddileşti.

“Pilin ödem uyarı alarmı çalmış. Ağustos ayından bu yana vücudunuzda ödem miktarı giderek artmış” dedi ve can alıcı soruyu sordu:

“Yoksa son zamanlarda aşırı tuzlu gıdalarla mı beslendiniz?”

Hastane günlerinde doktorlardan turşu suyu içmesine izin vermelerini isteyecek kadar tuzlu gıdalara meyilli, bu yüzden de “tuz sabıkalısı” bir hastaydı eşim.

Doktorun bu sözleri üzerine eşimin son günlerde giderek daha sık yaptığı tuz kaçamakları geldi gözlerimin önüne. Daha üç gün önce kan testlerini yaptırdıktan sonra hastanenin kafeteryasında içtiği çorbaya bolca tuz serpmişti. “Çorba güzel sende tat” diye bir kaşık bana verdiğinde ise ağzımda zehir gibi bir tad olmuştu. Tuz miktarının yüksekliğiyle ilgili uyarım karşısında suratını asmış, kızmıştı bana.

Doktoru, “Tuzu iyice kısıtlayın, ödeme yol açan alkolden uzak durun. 10 gün boyunca da her gün idrar söktürücü alın. Sonra bir daha pil kontrolü yapalım” dedi eşime.

Bu arada “Kalp piliniz birkaç gün daha alarm verebilir. Endişeye kapılmayın. Vücutta biriken ödemin atılması biraz zaman alabilir” diye uyarıda bulunmayı da ihmal etmedi.

Eşim o günden sonra sıkı bir tuz diyetine girdi. Yemekleri artık tuz yerine baharatlarla tadlandırmaya başladı.

HİÇ HASTALANMAMIŞ GİBİ YAŞAMANIN YANLIŞLIĞI

İyileşince hastalığını, hastalık günlerini hafızasının zindanında mahkum eden, doktorların tavsiyelerini unutan, sadece eşim değil. Maalesef taburcu olduktan kısa süre sonra çoğu kişinin zihninden siliniyor hastalığın yaşattığı sıkıntılar. .. Hasta odasında ya da yoğun bakımda ev özlemiyle dolu geçmek bilmeyen saatler, günler, haftalar… Geçirilen ameliyatlar… Serumların, kan tahlillerinin kollarda bıraktığı morluklar… Ağrılar ya da ateşler içinde bir türlü gelmek bilmeyen sabah… İyileşememe korkusu… Dünyaya yeni gelen torununu göremeyeceği endişesi… Tüm bunlar ne yazık ki unutuluyor kısa sürede.

Evde dinlenme döneminde gösterilen özen yavaşça yerini sorumsuz bir rahatlığa bırakıyor. Doktorların uyarılarına karşın çoğu hasta sigaraya başlıyor, diyetini ihmal ediyor, tuzlu, yağlı, kalorili yiyeceklere yöneliyor. Ta ki, hastalık yeniden alarm sinyalleri verene kadar.

Ve film baştan başlıyor. Yine iyileşememe endişesi, sağlığını hepten kaybetme korkusu… Yine diyet… Yine ilaçları düzenli kullanıma dönüş…

Hastalıkları yeniden uyandırmadan şunu baştan yapabilsek ya!

Yanlış!

Taburcu olduktan kısa süre sonra çoğu kişinin hafızasından nedense siliniyor hastalığın yaşattığı sıkıntılar… Hasta odasında ya da yoğun bakımda ev özlemiyle dolu geçmek bilmeyen saatler, günler, haftalar. .. Geçirilen ameliyatlar… Serumların, kan tahlillerinin kollarda bıraktığı morluklar… Evde dinlenme döneminde gösterilen özen yavaşça yerini sorumsuz bir rahatlığa bırakıyor. Doktorların uyarılarına karşın çoğu hasta sigaraya başlıyor, diyetini ihmal ediyor, tuzlu, yağlı, kalorili yiyeceklere yöneliyor.Ta ki, hastalık yeniden alarm sinyalleri verene kadar.

GELENEKSEL YEMEKLERİMİZ ADETA TUZ DEPOSU GİBİ!

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği “Türkiye’de Tuz Tüketimi Çalışmasını” 2012 yılında yeniden yaptı. Ankara, İstanbul, İzmir ve Konya’da 925 kişi arasında gerçekleştirilen SalTurk 2 çalışması, tükettiğimiz tuzun kaynaklarının neler olduğunu da gözler önüne seriyor. Araştırmanın sonucuna göre bir günde aldığımız tuzun yüzde 55.5’i yediğimiz yemeklerden geliyor. Yani yemeğe pişirme esnasında konulan tuz ya da hazır gıda olarak tükettiğimiz öğünümüzün içindeki tuz temel tuz kaynaklarımızı oluşturuyor.



Sofra tuzunun etkisi ise yüzde 12.6. Çoğu kişinin dikkate almadığı önemli bir tuz kaynağı ise ekmek. Bir günde aldığımız tuzun yüzde 31.9’u yediğimiz ekmeklerden geliyor. Geleneksel yemeklerimizin çoğu tuz deposu. Salça, salamura, turşu, peynir çeşitleri, kolalı içecekler, soda ve kraker çeşitleri yüksek oranda tuz içeriyor. Tatlı olarak bilinen bisküvilerin içinde dahi tuz bulunduğunu hatırlatan uzmanlar yüksek miktarda tüketilen tuzun sadece hipertansiyona neden olmakla kalmadığını, aynı zamanda şişmanlık, kemik erimesi, mide kanseri, inme, kalp ve böbrek hastalıkları gelişiminden de sorumlu olduğuna dikkati çekiyorlar.

HANGİ BESİN NE KADAR TUZ İÇERİYOR?

(Liste, besinlerin 100 gramındaki sodyum miktarını göstermektedir. Gıdaların üzerinde sodyum miktarı yazılı ise; bu rakamı 2.5 ile çarparak tuz miktarını hesaplayabilirsiniz.)

SUT VE SUT ÜRÜNLERİ

• Beyaz peynir 965 mg
• Otlu peynir 800 mg
• Kaşar Peyniri 710 mg
• Lor peyniri 406 mg
• Margarin 943 mg
• Tereyağı 826 mg
• Rokfor peyniri 1600 mg
• Eritme peyniri 1100 mg
• Süt tozu 550 mg

EKMEK VE EKMEK YERİNE GEÇEN BESİNLER

• Ekmek 585 mg
• Sade mısır gevreği 938 mg
• Mısır ekmeği 531 mg
• Kepekli ekmek 463 mg
• Simit 431 mg
• Kraker (tuzlu) 1100 mg
• Kraker (sade) 670 mg
• Bisküvi 252 mg
• Galeta unu 736 mg
• Yufka 1000 mg

SIK TÜKETİLEN DİĞER BESİNLER

Tavuk yumurtası    138 mg
Konserve bezelye    236 mg
Sardalya (konserve)    825 mg
Ton balığı konservesi    791 mg
Patlamış mısır (tuzlu)    1944 mg
Sofra Tuzu    38758 mg
Et suyu tableti    24000 mg
Kabartma Tozu    11618 mg
Hazır çorba    5360 mg
Kuru domates    2095 mg
Havuç suyu    274 mg
Kırmızı biber konservesi    221 mg
Salam, sosis çeşitleri    1267 mg
Sucuk    1051 mg
Kuru tarhana    977 mg
Turşu    1353 mg
Ketçap    1042 mg
Cips    1000 mg

SEBZE, MEYVE VE KURU BAKLAGİLLER

Elma    3 mg
Çilek    3 mg
Erik    2 mg
Kivi    4 mg
Kiraz    3 mg
Muz    1 mg
Armut    2 mg
Patlıcan    2 mg
Kabak    1 mg
Karnıbahar    12 mg
Semizotu    2 mg
Taze bezelye    1 mg
Yeşil fasulye    2 mg
Enginar    39 mg
Taze bakla    27 mg
Marul    4 mg
Salatalık    7 mg
Domates    6 mg
Domates suyu    218 mg
Kuru fasulye    2 mg
Nohut    2 mg
Mercimek    2 mg

“SOFRANIZDAN TUZLUKLARI KALDIRIN”

Dünya Sağlık Teşkilatına göre sağlıklı bir kişinin günde en fazla 5-6 gram tuz tüketmesi gerekiyor. Oysa, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneğinin yaptığı çalışma ülkemizde bu rakamdan 3-4 kat daha fazla tuz tüketildiğini gözler önüne seriyor. 14 ilde 18 yaş üstündeki 1.970 kişi arasında yürütülen araştırmaya göre; ülkemizde kişisel günlük tuz tüketimi ne yazık ki 18 gramı buluyor. Derneğin 2012 yılında yaptığı ikinci araştırma olan SalTurk 2de ise bu oran ortalama 14,8 gram. Geçen beş yıllık sürede biraz azalma var gibi görülüyor; ancak hala çok tuzlu yemeye devam ediyoruz.

Peki, tuz tüketimimizi azaltmak için nasıl beslenmeliyiz? Gazi Üniversitesi Ttp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr.

Dr. Ülver Derici, bakın bu konuda hangi önerilerde bulunuyor:

• Sofranızdan tuzlukları kaldırın.

• Yemeklerinizi tuz yerine baharatlarla tatlandırın.

• Tuz oranı yüksek gıdaları tüketmemeye özen gösterin. Alışveriş yaparken besinlerin içeriğine bakmayı alışkanlık haline getirin. Eğer alacağınız gıdanın 100 gramında 1.5 gram tuz (ya da 0.6 gram sodyum) varsa “yüksek tuzlu ürün”, 0.6 gram tuz (ya da 0.1 gram sodyum) varsa “düşük tuzlu ürün” grubuna girer.

• Herkes için standart mönüye sahip lokantalar yerine; kırmızı eti, tavuğu, balığı ve sebze yemeğini istenildiği gibi az tuzlu hazırlayıp servis edebilecek yerleri tercih edin. Bu tür hizmet veren lokantaların sayısının müşterilerinin talepleri doğrultusunda artacağı bir gerçektir.

• Bir porsiyon döner kebapta 8.6 gram, bir porsiyon pizzada 4 gram (sosis ve salamlı ise bu miktar daha da artar), bir porsiyon hamburger ve patates kızartmasında 2.9 gram, bir porsiyon kızarmış balık ve patates kızartmasında ise 1.2 gram tuz vardır.

• 100 gram ekmek yediğinizde 1.4 gram tuz tüketeceğinizi aklınızdan çıkarmayın.

• Size sormadan çayınıza ya da kahvenize şeker ekleyebiliyorlar mı? Öyleyse neden size sormadan yemeklerinize tuz ekleyebiliyorlar? Buna izin vermeyelim, sağlığımızı koruyalım.”




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.