Anasayfa / Makaleler / Kalbim Uykusuzluğa ve Strese İsyan Edince…

Kalbim Uykusuzluğa ve Strese İsyan Edince…



Ritim bozukluğu yüzünden nasıl acil servislik oldum?
Kalbim Uykusuzluğa ve Strese İsyan Edince…

Kahvaltımı ederken Diego mutfak kapısından ağzının suyu akarak bakıyor, her zamanki gibi sabah öğünüme ortak olmak istiyordu. Oğluma sevdiği beyaz peyniri ve ekmeği verdikten sonra onu dakikalarca sevdim. Sonra demli çayımı alıp gazeteleri okumak için salona geçtim.

Çayımı yudumlarken televizyondaki sağlık programımın yoğun temposu içinde hazırlamakta olduğum iki kitabı nasıl yetiştireceğimi düşünmeye başladım. Takvime bakıp projelerin hiçbirini hedeflenen zamanda bitiremeyeceğimi fark edince içimi büyük bir sıkıntı kapladı. “Eyvah! Kitaplar yetişmeyecek” diye aklımdan geçirirken kalbim bana aniden kendini hissettirdi. Zihnimi tutsak eden işin sorumluluklarına ait tüm düşünceleri “Ne oluyor bana böyle?” diyen telaşlı iç sesim bastırdı.

Kalbimde hiç geçmeyen şiddetli bir deprem oluyordu ya da bir at dörtnala koşuyordu. Evde yalnız olduğum için kalbimin ilk kez karşılaştığım bu alarm sinyali büyük bir panik hali yarattı. Kalbimdeki çarpıntı, lise yıllarından bu yana yaşadığım ekstrasistollerden çok farklıydı. Söyleşi yaptığım kardiyoloji uzmanlarının kalpteki düzensiz atımların önemiyle ilgili sözlerini anımsadım. Acilen hastaneye gitmeliydim. Ama nasıl? Kalbimin hızlı çarpması yüzünden bazen bayılacakmışım hissine kapılıyordum. Hemen cep telefonumu elime aldım. Panikten, heyecandan ellerim titriyordu. “Ne yapsam acaba?

112’yi mi arasam?” diye düşünürken, aklıma yan komşumuz Nurcan geldi. Rehberden güçlükle telefonunu buldum. Şanslıyım ki evdeydi. “Nurcan çok çarpıntım var. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum, hemen bana gelir misin?” sözleri güç bela döküldü dudaklarımdan.

TELAŞLI TELAŞLI ATAN YÜREĞİM VE BİR KÖPEĞİN DOSTLUĞU

Fenalaşıp yere yığılmaktan korktuğum için mutfak balkonunun kapısını açık bıraktım ve sandalyeye çöktüm. İçeri girmesi yasak olduğu için o güne kadar mutfağa bir adım bile atmayan oğlum Diego, bir baktım yasaklara meydan okuyarak yanı başıma gelmiş. Beni koklayıp duruyor, gözlerimin derinlerine bakıyordu. Oğlum hastalığımı hissetmişti ve evde kimse yokken fenalaşan annesine yalnız olmadığını hissettiriyordu.

Komşum Nurcan geldiğinde biraz hafiflemesine rağmen hala çarpıntım devam ediyordu. Tansiyonumu ölçtüğünde nabzım 148di. Tansiyonum ise 16’yı geçiyordu. Nurcan eve arabasının anahtarını almaya gitti, ben de üzerimi değiştirmek, çantamı hazırlamak ve gitmeyi düşündüğüm iki hastanedeki tanıdığım hekimlerin telefon numaralarını bilgisayardan bulmak için üst kata çıktım.

Yasak tanımayan Diego Bey bu sefer de üst katta, çalışma odamda yanı başımdaydı. Beni koklamaya, gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu. En sadık dost denen bir köpeğin verebileceği en içten sevgiyi, ailesini koruma duygusunu telaşlı telaşlı atan yüreğimin derinlerinde hissettim.

ACABA HANGİ HASTANEYE GİTSEM?

Nurcan ile yola çıktık. Çok acil bir durumum olmadığı için en yakınımdaki hastaneleri tercih etmedim. Önemli olan kalp hastalıkları konusunda alt yapısı iyi bir hastaneye ve bilgisine, deneyimine inandığım bir kardiyoloji uzmanına gitmekti.



Eşimin tedavisini yürüten iki hekimden biri, kalp hastalığı konusunda Türkiye’nin önde gelen eğitim ve araştırma hastanesinde kardiyoloji bölümünün şefiydi. Diğeri ise, oradan yaklaşık üç yıl önce istifa ederek gene büyük bir özel hastanenin kardiyolojisinin başına geçmişti. İkisine de sağlığımı bir an bile tereddüt etmeden teslim edebilirdim. Özel sağlık sigortam da olduğu için, önce aritmi konusundaki deneyimini ve hastanenin nispeten yakınlığım da dikkate alarak özel hastanedeki kardiyoloji doktorunu aradım. Bazen anjiyo.kalp pili gibi girişimsel işlemler nedeniyle ona saatlerce ulaşmak imkansız oluyordu. Neyse ki müsaitti. Durumumu anlattım.

“Muayene ve anjiyo durumunuz nedir? Benimle ilgilenebilecek misiniz? Yoğunsanız kalp hastanesine gideceğim” dedim.

“Hemen gelin. Acilde elektronuz çekilsin, bana haber versinler” yanıtım verdi.

ATRİYAL FİBRİLASYON TANISI ALINCA…

Acil servise beni yatırdıklarında ve elektrom çekilirken kalbim daha da hızlandı. Nabzım 175’i bulmuş, tansiyonum ise 18 e yükselmişti. Deli deli atan kalbime rağmen kardiyo-luğumu karşımda görünce içimi bir güven duygusu kapladı. Onun hastalığın muhtemel seyrini çok iyi okuyan, önlem alan, tedavileri zamanında ve yerinde yapan iyi hekimliğini eşime yaklaşımından çok iyi biliyordum.

“Şu an sizde atriyal fibrilasyon var. Hemen dil altı hapı vereceğiz. Pıhtı atma ihtimaline karşı kan sulandırıcı yapacağız. Bir süre gözlem altında tutulmanız gerekiyor” dedi.

Sonra damar yolumu açan hemşireye ritim bozukluğunu düzeltmek için verilecek ilaç tedavilerini söyledi. Ancak hemşire kardiyoluğumla hiç göz teması kurmadığı gibi; başıyla, mimikleriyle söylenenleri duyduğuna, anladığına dair bir onaylama hareketi de yapmıyordu. Kardiyologumun yüz ifadesi değişti ve söylediklerinin duyulmama, yanlış anlaşılma ihtimaline karşı yapılması gerekenlerin ikinci kez altını çizdi.

Hemşirenin bu tepkisiz hali bana kitapta yer alan ve edi-toryal düzenlemesini birkaç gün önce tamamladığım “tıbbi hatalarla” ilgili bir yazımı anımsattı. İlaçların yanlış, eksik ya da fazla uygulanmasına bağlı tıbbi hatalara dünyada çok sık rastlandığını anımsadım. Bir iletişim kazasına kurban gitme endişesiyle kardiyologuma “Yapılacak ilaçlarla ilgisi reçeteyi acildeki hemşire ve doktorlara yazılı olarak da vereceksiniz değil mi?” diye sormaktan kendimi alamadım.10

DOKTORUNUZ, HEKİMLER VE HEMŞİRELER ARASINDAKİ İLETİŞİMSİZLİK

Doktorum güldü, “Tabii yazacağım” dedi. Çoğu hekim fazla soru soran hastalardan hoşlanmaz, bu tip hastaları ve hasta yakınlarını itici bulur. Ancak akıllı bir hasta olarak tıbbi hataların mağduru olmamak için hekimler, hemşeriler başta olmak üzere sağlık personeline bazı hatırlatmalar yapmanız, bazı bilgiler vermeniz gerekiyor, özellikle de cerrahi müdahaleye giderken hangi organınızın ameliyat edileceği, hangi ilaçlara alerjiniz olduğu gibi konularda. Bazen de benim yaşadığım örnekte olduğu gibi terslenmeyi de göze alarak doktorunuza ya da hemşirenize anımsatma yapmanız faydalı olabilir. Bırakın sizi “Ukala hasta”, “Bilmiş hasta” olarak nitelendirsinler. Sonuçta söz konusu olan sizin sağlığınız. Tıbbi hataların mağduru olmamak için teşhis ve tedavi sürecine akıllı hasta olarak katılmanız, en azından kendi üzerinize düşeni yapmanız gerekiyor.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.