Anasayfa / Makaleler / Huzurun Yolu Hindistan’dan Geçmiyor!

Huzurun Yolu Hindistan’dan Geçmiyor!



Yogaya henüz yabancı olan pek çok kişi, yoga yapmak için Doğu felsefesine yönelmeleri gerektiği gibi bir yanılgıya düşüyorlar… Gazete ve dergilerde yogayı tanıtan yazıların çoğu gizemli, mistik bir tanımlama getiriyor yoga ve meditasyona… Hindistan’dan gurular gelip gidiyor, dergilerde yayınladıkları pretzel haline gelmiş akrobotik yoga pozlarının resimlerine bir kez bakan, “Ben bunları yapmaya kalksam, bırakın sağlıklı olmayı, bir yerimi kırarım,” deyip dergiyi bir köşeye atıyor. İnsanlar böyle düşünmekte haklılar…

Biraz gerçekçi olalım… 10 yıldır Amerika’da yoga öğretmenliği yapıyorum. Rekabetin ve stresin çok yoğun olduğu ku-rumların mükemmeliyetçi, tahammülsüz çalışanlarına dersler veriyorum…

Hintli fakirin sabrını bu kurumlarda çalışanların tahammülsüzlükleriyle karşılaştırsam, gözümün yaşına bakmadan, bir daha ders verdiğim odaya bile uğratmazlar. Huzuru binlerce kilometre uzakta değil, evlerinde, ofislerinde, arabada, alışverişte, en yakınlarıyla ilişkilerinde kısacası gerçek hayatlarında, yaşadıkları ortamda bulabilmek istiyorlar. İş hayatı, özel hayat o kadar koşturmaca ve güç oyununa dönmüş ki, dolan negatif enerjilerini boşaltmak, günün geri kalan bölümünde patronlarından, işin stresinden ve çalışma arkadaşlarının negatifliklerinden daha az etkilenmek için geliyorlar derslerime.

İçinize yerleşmiş olan inançlarınıza, düşünce şeklinize, alışkanlık haline gelmiş tepkilerinize tarafsız gözle bakabilmek zaman ve pratik istiyor. Senelerce yoga yapan bir kişi bile, kontrolü elden bırakmaya hazır değilse, yoganın, ancak sadece vücudu daha sıkılaştıran fiziksel yönünden faydalanıp mükemmel görünme takıntısını daha da besleyebilir… Yoganın popülerliği nedeniyle yoga hocası olmaya kalkanların da sayısı her geçen gün artıyor… Öğrettiklerini kendi hayatlarına bile uygulayamayan çok yoga öğretmeni biliyorum… En komiği de doğallıktan bahsedip yılda üç estetik yaptıranlar… Bazı yoga derslerinde de nasıl hissettiğinize değil, nasıl göründüğünüze, kendinizi ne kadar zorlayıp falanca pozu yapabildiğinize yönelik yaklaşımlar var. Vücudu, bazen limitinin dışında zorluyorlar ve vücuda hasar veriyorlar. Bunları şunun için söylüyorum; eğer yoga yapmak istiyorsanız, öncelikle ders alacağınız eğitmenle kuracağınız ilişki çok önemli. Kullandığı mistik dilden çok kendi tecrübelerini yansıtarak sizi motive edebilmeli. Samimiyetine güvenmeniz, kendinizi yanında rahat hissetmeniz, özel olduğunuz hissini size verebilmesi gerekir.

Benim derslerimde insanlara vermek istediğim; vücutlarını ve nefeslerini tanıyarak hayata, ilişkilerine ve stresi ele alışlarına farklı bir yaklaşım geliştirmeleri, daha oldukları gibi yaşamaya motive olabilmeleri…

Yoga duruşları ve nefes alma tekniğiyle hareketlerinizde kazanacağınız akıcılık, denge, esneklik ve uyum sizin için bir başlangıç olur. Bu pratiği devam ettirdiğiniz sürece aynı uyumu hayatınızın diğer yönlerine de adapte edebilmek için bakış açısıda kazanmaya başlarsınız, eğer hazırsanız…

Bu pratikle üzülüp kızıp endişelendiğinizde, düşünceniz yerli yersiz senaryolarla almış başını giderken şöyle bir “dur” deyip kendinize gelmeyi öğrenirsiniz. Bu bilince sahip olduğunuzda “her günümden, her anımdan nasıl daha çok zevk alabilirim, tüm tecrübelerimi nasıl daha dolu yaşayabilirim” enerjisi sarar benliğinizi… Haksızlık yapmadan hak aramayı, yaratıcı yönünüze güvenmeyi, kendinizle barışık yaşamayı, düşünceleriniz ile davranışlarınızı dengelemeyi, kapasitenizin üstündeki beklentilerinizi bırakabilmeyi öğrenirsiniz. Kendinizi ispat etme ihtiyacınız azalır. Yani daha organize, daha kendi kontrolünüzde bir hayat yaşamaya başlarsınız.



Yoganın kasları rahatlatan, esneten yönünü hemen hissetmeye başlarsınız, ancak daha bilinçli yaşamanızı sağlayacak gerçek anlamdaki değişim, yeni bakış açıları kazanmak, meditas-yonda olduğu gibi, zamanla ve siz izin verirseniz oturmaya başlar. Hayat boyu kimliğimiz olmuş kontrol sistemimiz ve inançlarımızdan kurtulmak hemen olabilecek bir şey değil, bu, tecrübelerimizi yaşadıkça, tepkilerimizi fark ettikçe adım adım ilerleyebileceğimiz bir yol. Uzun bir yol…

Yıllar boyu kendimi başkalarına ispat etmeye çalıştım ve istediğim hiçbir şey olmadı, arzu ettiğim yere gelemedim. Yogaya başlamamla birlikte, vücudumla farklı bir ilişki içine girince, kendimden ne kadar kopuk yaşadığımı, beklentilerimin yüzeyselliğini fark ettim. Sonra hayattan istediğim şey netleştikçe kendime güvenim arttı ve en yakın arkadaşıma derdimi anlatamazken, motivasyonel konuşmacı oldum. Doğru bildiğim yolda kimsenin kritiğinden, yorumlarından etkilenmeden ilerlemeyi öğrendim ve en yakınlarımın saygısını kazanmaya başladım (işte en zoru bu!) Hayatımda hiç beceremediğim bir şey olan yeri geldiğinde “hayır” demesini öğrendim. Kısacası daha kendim için yaşamaya başladığımda, kendimi daha iyi hissettiğimi gördüm. Aslında yoga, benim için sadece gözümü açmamı sağlayan bir araç oldu. Bu kadar basit…

Bütün kişisel gelişim öğretileri “kendini bul” derken, kastettikleri; dünyadan, amaçlarınızdan elinizi eteğinizi çekip Hindistan’a yerleşmek değil! Sadece sizi bugün siz yapan nedenleri anlamanız, kimliğiniz haline gelmiş düşünce şeklinizi, inançlarınızı, davranış alışkanlıklarınızı fark etmeniz, kendinize tarafsız gözle bakabilmeniz… Ancak bu şekilde egonuzun esiri olmaktan kurtulabilirsiniz. Gerçekten kendinizi tanımaya başladığınızda, beklentileriniz gerçek kimliğinizle aynı hizaya gelir. En basiti kendiniz için yaşamayı öğrenirsiniz…

Huzurun Anlamı

Kralın biri “huzurun” en güzel resmini çizen ressama çok büyük bir ödül vereceğini açıklamış. Pek çok ressam huzuru ifade eden resimlerle kralın karşısına çıkmış. Kral bütün resimlere baktıktan sonra yalnız ikisini çok beğenmiş ve bu ikisinden birini seçmeye karar vermiş.

Resmin birinde; etrafında yükselen yemyeşil dağlar sakin, duru bir göle ayna gibi yansıyormuş. Masmavi bir gökyüzü ve pamuk gibi bulutlarla kaplı bu göl resmine bakan herkes, huzuru ifade eden mükemmel bir resim olduğunu düşünmüş.

İkinci resimde de dağlar varmış, ancak çıplak ve engebeli… öfkeli ve kapkara olan gökyüzünden ise yağmur yağıyor ve şimşekler çakıyormuş. Dağın kenarında da rüzgârın kuvvetiyle aşağı doğru köpürerek dökülen bir şelale varmış. Yani huzurla hiç alakası yokmuş görüntünün. Ancak kral, şelalenin arkasındaki kayanın yarığından çıkmış küçük, yemyeşil bir çalılık görmüş. Çalının içinde de bir kuş yuva yapmış. Kızgın akan suyun ardındaki yuvasında anne kuş yavrusuyla beraber oturuyormuş. Dışarıdaki kargaşadan etkilenmeden…

Ödülü hangi resim aldı dersiniz? İkincisi. Çünkü huzur illaki gürültüsüz, problemsiz ve çok çalışmanın olmadığı yerde olmak demek değil, asıl tüm bu kargaşanın içinde kendinize ait bir sığınak yaratabilmeniz, kalbinizin halen sakin olabilmesi ve kendinizle bir olabilmenizdir. İşte huzurun gerçek tanımı budur.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.