Anasayfa / Makaleler / Doktorunuzun Teşhisi Acaba Doğru mu?

Doktorunuzun Teşhisi Acaba Doğru mu?



İkinci görüş almanın önemi…
Doktorunuzun Teşhisi Acaba Doğru mu?

Hastalıkların tedavisinde başlıca önemli iki nokta var: teşhisin doğruluğu ve önerilen tedavinin uygunluğu.

Ansızın kapınızı çalan bir kalp krizi, kaza gibi durumlarda yeterli zaman yoktur. Doktorların koyduğu teşhis, hastanıza uygulanacak tedavi yöntemi konusunda ikinci, üçüncü görüş almak her zaman mümkün olmayabilir.

Acil olmayan durumlarda ise mutlaka birden fazla hekimin görüşünü almakta fayda var. Aşağıda yer alan gerçek hikayeler tıpta ikinci, hatta üçüncü görüş almanın ne kadar doğru bir yaklaşım olduğunun en somut örnekleri.

ACİL KALP AMELİYATI ÖNERİLEN BİR HASTANIN HİKAYESİ
Örnek 1:

Nefes darlığı şikayetiyle özel hastaneye giden hastaya doktorlar kalple ilgili ciddi bir sorunu olduğunu söylüyorlar. Acilen ameliyat gerektiğini, ameliyatın ise son derece riskli olduğunu belirtiyorlar. Altı ay işinden uzak kalabileceğinin de altını çiziyorlar bu arada.

Hastanın yakınları İstanbul’un önde gelen kardiyoloji uzmanlarına, kalp cerrahlarına raporları gösteriyor. Hastanın yattığı hastanedeki hekimler hariç, tüm doktorların ortak fikri ameliyata gerek olmadığı yönünde. “Kalp çok yorgun. Zaten şu an için ameliyatı kaldıramaz” diyorlar.

Evet, hepsinin ortak görüşü bu. Birçok vaka konusunda kardiyoloji uzmanlarıyla farklı yaklaşımları olan kalp cerrahları bile hastaya yapılacak operasyonu riskli, üstelik gereksiz buluyorlar.

Sonuç:

Hastayı ailesi bir başka hastaneye yatırıyor. Ameliyat olması gerektiği söylenen hasta yoğun bir ilaç tedavisiyle 20 günde büyük ölçüde düzeliyor, yeniden işinin başına geçiyor. Ardından daralma saptanan kalp damarına stent takılıyor. Zaman zaman sağlıkta inişli çıkışlı günler yaşasa da, altı yılı aşkın süredir iş, sosyal ve özel yaşamını keyifle sürdürüyor. Ameliyat bir daha hiç gündeme gelmiyor.

APANDİSİT AMELİYATINI BOŞ YERE OLACAKTI!
Örnek 2:

Özel bir semt hastanesine başvuran hastaya apandisit teşhisi konuyor. Acilen ameliyat olması gerektiği belirtiliyor ve ameliyat için 6,000 lira isteniyor.

Sonuç: Ameliyat ücretini verecek 6,000 lirası olmayan hasta bir devlet hastanesinin yolunu tutuyor. Yapılan incelemeler sonucunda iltihabi bir durum saptanıyor. İlaç tedavisi veriliyor. Reçete yazan doktorlar, diğer hastanede “Apandisit teşhisiyle acilen ameliyat önerildiğini” duyunca acı acı gülümsüyorlar.

Bu örneklerdeki hastaların, hasta yakınlarının yerine koyun kendinizi. Bir yandan ölümle yaşam arasındaki ince çizgide mücadele ederken, bir yandan böylesine farklı teşhis ve tedavi yaklaşımları karşısında neler hissederdiniz? Kafanız karışmaz mıydı? Kendinizi kötü hissetmez miydiniz?

SAĞLIKTA GÜVEN DUYGUSU!

Güven duygusu çok önemli, özellikle sağlık alanında. Doktorunuzun tıbbi bilgisine, tecrübesine, azmine, insanlığına, tıp ahlakına güvenebilmek… Alt yapısıyla, ameliyathane ve yoğun bakım olanaklarıyla tedavi olacağınız hastanede kendinizi güvende hissedebilmek…

Türkiye’de sağlıkta her geçen gün özel sektörün etki alanı artıyor. Özel hastanelerin çoğunda doktorlar standart bir ücretle çalışmıyor. Hekimler, baktıkları hasta, yaptıkları ameliyat sayısı gibi kriterlere göre ücretlerini kazanıyorlar. Daha çok ameliyat, daha çok tetkik hem özel hastanelerin kârlılığını arttırıyor, hem de hekimlerin ücretlerini… Gereksiz yere yapıldığı öne sürülen kalp anjiyoları, apandisit, safra kesesi ameliyatları, tahliller ve görüntüleme yöntemleri işte bu ortamdan doğuyor. Ancak devlet ve üniversite hastanelerindeki performans sisteminin de, adından da anlaşılacağı gibi özel hastanelerdekine benzeyen bir uygulama olduğu unutulmamalı.

Özveriyle çalışan, tıp etiğine gönülden bağlı hekimlerimiz, yatırımlarıyla Türkiye’nin sağlıkta yüz akı olan özel hastanelerimiz arasında maalesef ki yanlış yola giren çok az sayıda kötü örnek bulunabilir. Her meslekte olduğu gibi… Size ya da bir sevdiğinize konulan teşhis, önerilen tedavi konusunda ikinci, üçüncü görüş almanızı gerektiren nedenlerden biri sağlıktaki işte bu tablodur.

AMELİYAT SAYILAR110 YILDA 4 KAT ARTTI



Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün verileri Türkiye’de ameliyat sayılarındaki son yıllardaki artışı gözler önüne seriyor. 2002 yılında ülkemizde gerçekleştirilen ameliyat sayısı 1 milyon 600 bin iken, bu rakam 2012’de yaklaşık 4 milyon 500 bine ulaşmış. Bir başka deyişle son 10 yılda ameliyat sayıları yaklaşık dört kat artmış. Günümüzde hastaneye başvuran her 100 kişiden 12 si ameliyat oluyor. Gene aynı araştırmanın sonuçlarına göre, yapılan her 100 ameliyatın 53 u devlet hastanelerinde, 33’ü özel hastanelerde ve 15’i ise üniversite hastanelerinde gerçekleştiriliyor.

Peki, son 10 yılda ameliyat sayılarındaki bu artış neden kaynaklanıyor? Bu durumu performans sistemine ve sağlık alanında özel sektörün etkisinin artmasına bağlayanlar da var. Sağlığa erişimin kolaylaşmasına ve toplumda sağlık bilincinin artmasına da… Söz konusu görüşü savunanlar, ülkemizde kişi başına hastaneye yıllık başvuru sayısının ikiden sekize çıkmasını örnek olarak gösteriyorlar.

Aslında akıllı bir hasta için altta yatan neden fark etmiyor. Akıllı bir hasta olmak, acil olmayan hastalıklarda, özellikle ameliyat önerilen durumlarda mutlaka ikinci, üçüncü görüş almayı gerektiriyor.

HASTANELERDEKİ YIĞILMALAR VE TEŞHİSİN DOĞRULUĞU

îdeal bir sağlık hizmeti için bir hastaya 20 dakika süre ayrılması gerekirken Türkiye’deki çoğu hastanede bu süre 10 dakikayı bulmuyor. Bu konuda devlet, üniversite hastanesi ya da özel hastane fark etmiyor. Devlet ve üniversite hastanelerinde aşırı hasta yığılması buna neden olurken, özelin SGK’sı olan hastanelerde ise “Ne kadar çok hasta, o kadar çok kâr’ felsefesiyle hekimlerin randevu aralıkları giderek kısaltılıyor. Gerçi, 2012 yılında yapılan düzenleme ile Sosyal Güvenlik Kurumu ile anlaşması olan özel hastanelerde bir hekimin saatte en fazla altı SGK’lı hastayı muayene edebileceği kuralı getirildi. Ama bu gene de hasta başına 10 dakikalık süre demek!

İdeal muayene süresinin yarısı kadar bir zamanda hastayı dinlemek, muayene etmek, tetkiklerini incelemek, reçetesini yazmak ne ölçüde mümkündür? Bu sınırlı zamanda hekimler en temel hasta hakları arasında yer alan hastanın bilgilendirilmesine ve sorduğu sorularının yanıtlanmasına gerçekte ne kadar zaman ayırabilirler?

Sağlık kuruluşlarındaki aşırı yığılmaların yol açtığı bu problem, hekimlerin teşhiste hata yapmalarına da zemin hazırlayabiliyor. Diğer taraftan hastalar da rahatsızlıkları ve doktorun önerdiği tedavi yöntemi konusunda merak ettiklerini soramıyorlar. Bu durumun özellikle hastaların ilaç tedavilerini yanlış ya da eksik uygulamalarına sebep olabileceği belirtiliyor.

Akıllı hasta olup elinizdeki görüntüleme yöntemleriyle ve tahlil sonuçlarıyla en azından başka bir hekimin daha kapısını çalarak tıbbi hatalara karşı kendinizi koruyabilirsiniz.

HEKİMLERİN DENEYİMLERİNİ GELİŞTİREMEMESİ

Uzmanlığıyla ilgili kongreleri, tıbbi toplantıları, yayınları takip etmeyen, sadece muayene ve ameliyat yapan hekimler de var. Tıptaki gelişmelerin baş döndürücü bir hızla ilerlediği günümüzde bu gruba giren hekimlerin kendilerini geliştirmeye yeterli zaman bulamadıkları bir gerçek. Hastalara konulan teşhis ve tedavi önerileri konusundaki farklılıklar, yanlışlıklar bundan da kaynaklanabiliyor.

CERRAH AMELİYAT, İÇ HASTALIKLARI UZMANI İLAÇ ÖNERDİĞİNDE…

Bir diğer önemli nokta ise, hastalıkların tedavisinde doktorların uzmanlık alanlarına göre tedavi önceliklerinin farklı olması. Yani burada hastaya önerilen tedavinin yanlışlığı değil, doktorların ihtisas yaptıkları alana göre farklı tedavileri tercih etmesi söz konusu. Bir diğer sebep ise, doktorların hekimlik yaklaşımındaki farklılıklar, yeni bir tedaviyi uygulama konusundaki deneyimleri, bilgileri ve cesaretleri.

Annenizin daralma saptanan kalp damarlarına stent tedavisi mi yoksa bypass ameliyatı mı yapılacak? Tiroidinizdeki nodüller takip mi edilecek yoksa cerrahi müdahaleyle çıkartılacak mı? İşte böyle durumlarda hekimlerin uzmanlık alanlarına göre farklı yaklaşımları olabiliyor. Cerrahların çoğu ameliyatla sorunu kökünden çözmeyi önerirken, dahiliye uzmanları ilaç tedavisini ve takibi uygun görebiliyor.

Sonuçta bir hasta ya da hasta yakını olarak kapınızı çalan hastalıkla ilgili farklı tedavi yaklaşımlarını bilmek ve hekim tercihi yapmak sizin en doğal hakkınız. Akıllı hasta olmanın yolu buradan geçiyor. İkinci hatta üçüncü görüş almanızın önemi burada ortaya çıkıyor.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*