Anasayfa / Makaleler / Anı hissederek yaşamak için

Anı hissederek yaşamak için



Anı hissederek yaşamak için

Şışşşt! Biraz Sessizlik Lütfen!

Etrafta ne kadar çok konuşan insan var bilmem hiç fark ettiniz mi? Evde, iş yerinde, kuaförde, markette, mağazada. Konuştukça konuşuyorlar. Ve hiç susmuyorlar. Nokta, virgül bile koymadan, soluklanmadan konuşuyorlar.

Her tondan, her desibelden kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk seslerinin bir uğultuya dönüştüğü günümüzde, sessizliği özlememek mümkün mü?

Bence çoğu insandaki “çene düşüklüğüne” varan bu bir şeyler anlatma telaşının ardında onca kalabalık içinde yalnızlığın soğuğunda titreyen yüreklerimiz var. Sevgiye, ilgiye olan açlığımız var. Yaşanılan ilişkilerdeki iç burkan iki kişilik yalnızlıklarımız var. Bu duyguların etkisiyle kuaförüne, manikürcüsüne, banka kuyruğunda rastladığı komşusuna anlattıkça anlatıyor bazıları.

İnsan seslerinin, konuşmalarının beynimizde uğuldamasının başka nedenleri de var. Teknolojinin gelişmesi sonucu, nerede olursak olalım, her an bize ulaşılmasını sağlayan cep telefonları. .. İşimiz ya da ailevi sorumluluklarımız gereği yapmak zorunda kaldığımız görüşmeler… “Acaba bakıcı çocuğumun ilacını verdi mi!”, “Annemin ateşi düştü mü?“,“Sekreterim uçak biletini ayırtmayı unutmuş olmasın/” diye edilen telefonlar… Kısacası yaşam şartları bizleri her geçen gün giderek daha fazla konuşmaya zorluyor.

İÇSEL KONUŞMALARIN GÜRÜLTÜSÜ

Zaman zaman kendi sesini duyunca bile yorulan biri olarak, bence temel sorun patronumuzla, arkadaşlarımızla, eşimizle, çocuğumuzla, müşterilerimizle, vergi dairesindeki memurla, sağlık sigortacımızla yaptığımız bu görüşmeler değil. Asıl sorun kendi içsel diyalogumuzda. Bana göre beynimizde uğuldayan düşüncelerin gürültüsü, bizi başkalarının dudaklarından dökülen sözcüklerden daha fazla yoruyor, yıpratıyor.



Terk edilmenin sızısı yüreğimizi burkarken, “Neden”, “Niçin’le başlayan onlarca sorunun bataklığında yok olmak üzereyken ilkbaharda açan kıpkırmızı gelinciklerin güzelliğini gören kaç kişi var acaba içimizde?

Çocukların okul taksitini nasıl ödeyeceğimizi düşünürken acaba kaçımız, yürüdüğümüz kaldırım taşlarına dökülen sonbahar yapraklarındaki sarının ve yeşilin bin bir tonunun büyüleyiciliğinin farkına varıyoruz?

Başlayan yeni bir ilişkinin, yaşanan ateşli bir gecenin sonrasında, yani en mutlu ve neşeli olmamız gereken bir günde, “Ya, biterse?..”diye kaygılanmaktan, söylediği her sözü, sevişme sonrasındaki her hareketini mercek altına almaktan, vazodaki kırmızı güle bakıp, aşkın coşkusunu kaçımız yaşayabiliyoruz?

Önemli bir iş randevusuna yetişmenin stresiyle sokakta koşar adamlarla ilerlerken, size karanfil uzatan çiçekçi çocuğun kapkara gözlerindeki umudu, yılbaşı nedeniyle süslenen vitrinlerin, ağaçların ışıkla dansını fark ediyor musunuz?

Dünün hesabını yapmaktan, geleceğin kaygısını duymaktan bugünü yaşayamıyoruz ne yazık ki… Korku, endişe ve öfke dolu düşüncelerimizin sesini dinlemekten, masmavi göklerde kanat çırpan martıların çağlıklarına ve kumsalı okşayan dalgaların sesine karşı sağır oluyoruz.

Düşünce yorgunuyuz çoğumuz. Bu yüzden de çoğumuz mutsuz, umutsuz ve yalnızız. Oysa, mutluluğun reçetesi içinde bulunduğumuz anda. Mutluluğu yakalamak için biraz sessizlik lütfen.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.