Anasayfa / Cilt Bakımı - Cilt Sağlığı / Akne İçin Klasik Tedavi Seçenekleri

Akne İçin Klasik Tedavi Seçenekleri



Cildimiz dış dünyayla değişmez bir bağ içerisindedir, sağlıklı ve güzel kalması için de ekstra bakıma ihtiyaç duyar. Ne yazık ki akne temizliği için yapılan geleneksel tedaviler, aynı zamanda cildin kendi kendini iyileştirebilme ve koruyabilme yeteneklerine de zarar vermektedir. Gerçekte çoğu geleneksel akne tedavisi, aknenin içindeki ve çevresindeki cilt bölgesinde bulunan iltihaplanmanın artmasını sağlamakta, cildin daha hassas hâle gelmesine neden olmasıyla birlikte çeşitli enfeksiyonlara ve dış dünyadan gelebilecek olumsuz etkilere kolayca maruz kalmasına yol açmaktadır.

Reçeteli ve reçetesiz akne ilaçları, çeşitli yoğunlukta akne karşıtı içeriklere sahiptirler. Bunlar genelde benzoil peroksit, vitamin A asidi, salisilik asit, glikolik asit ve seyrek oranda sülfürdür. Şimdi geleneksel akne tedavilerine ve onların negatif ve pozitif yönlerine bir bakalım.

BENZOİL PEROKSİTİN HATASI NEDİR?

Benzoil Peroksit (BP), reçetesiz kimyasal akne tedavi ilaçlarının büyük bir çoğunluğunda ana içerik olarak bulunmaktadır ve bazı kaynaklar her durumdaki aknenin bu kimyasal tarafından yüzde yüz iyileştireceğini iddia etmektedirler. Akne tedavisinde benzoil peroksit 1930’lardan beri geniş bir biçimde kullanılmaktadır. Birçok temizleyici sıvıda, losyonda ve kremde bulunan benzoil peroksit reçetesiz ilaçlarda %2.5 oranında, reçetelilerdeyse %10 oranında bulunmaktadır.

Benzoil peroksit, akneye karşı birçok yolla savaşır. Antiseptik olarak kullanıldığında akne bakterisini antibiyotiklerden farklı şekilde yok eder. Oksitlenici yapısıyla ve iltihap önleyici olarak benzoil peroksit, cilt yüzeyindeki sivilceleri kurutmaya yardım eder. Çoğu şirketlerin pazarladığı cilt bakım ürünlerinin tamamı benzoil peroksit tabanlıdır. Bunlar içeriklerinde farklı oranlarda BP bulunan temizleyiciler, tedavi edici astren-janlar ve cilt yüzeyine uygulanan kremlerdir.

Benzoil peroksit, uzun süredir güçlü bir tahriş edici ve aler-jen olarak bilinmektedir. Cildin kurumasına ve hassaslığının artmasına neden olur fakat bu, cildi daha yağlı ve kalın insanlarda kolay tolere edilebilir bir durumdur. Benzoil peroksit, diğer çoğu peroksit türleri gibi güçlü bir ağartıcıdır ve teni koyu renk olan insanlarda pigment dengesizliğine neden olabilir. Benzoil peroksit uygulandıktan ve cilt üzerinden temizlendikten sonra güneş ışınlarına hassaslığı ve ciltte erken yaşlanmayı arttırır. Bu nedenle bu ürünlerle tedavi yolunu seçtiyseniz size güçlü bir koruyucu güneş kremi kullanmanız tavsiye edilir. Bazı durumlarda benzoil peroksit yüzde kabartılara ve kaşıntılara neden olabilmektedir. Bunlar benzoil peroksitle yapılan tedavi sona erdiğinde kendiliğinden geçmektedirler.

Oksitlenici etkisinden dolayı benzoil peroksit, serbest radikalleri üreten bir karışım olma potansiyeli taşır. Serbest radikalleri üreten karışımlar, cilt içinde siğil ve ur gibi zarar verici dönüşümlerin hızını artırabilmektedir.

Çoğu çalışmada benzoil peroksit, siğilleri ve kötücül urları artırmıştır. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, benzoil pe-roksitin cilt tümörlerini ve siğilleri artırdığını göstermiştir ve bir başka çalışmada da lenf bezi kanseri gibi diğer kanser türlerini de artırmıştır. Bu çalışmalarda hayvanlar, beş ay boyunca %20 benzoil peroksit içeren ilaçlarla tedavi edilmişlerdir.

Akneleri olan insanlar her zaman benzoil peroksit yoğunluklu ürünler kullanmasalar da yıllar içinde sivilcelerle mücadele ederken bu maddeyi kullanmaya meyillidirler ve kimse yıllar içinde küçük miktarlarda maruz kalınan benzoil peroksit maddesinin birikme efekti üzerine bir çalışma yapmamıştır ve her nasılsa benzoil peroksit uzun süreli uygulanacak tedavilerde tavsiye edilmektedir.

Amerika’da 1995’e kadar benzoil peroksit Gıda ve İlaç Dairesi tarafından güvenilir kabul ediliyordu. Sonrasında Gıda ve İlaç Dairesi kararını tekrar gözden geçirdi ve benzoil peroksiti “güvenilirliği şüpheli” sınıfına soktu. Şimdilerde federal hükümet benzoil peroksit içeren tüm ürünlerin etiketlerine güvenlik uyarıları konması için ısrar ediyor. Uzun yıllardır kullanılmasına karşın benzoil peroksit ayrıca hamile kadınlar üzerinde de test edilmedi. Hamilelik süresince tavsiye edilmediğini belirtmeme gerek olmadığını düşünüyorum.

2003’ten beri benzoil peroksit, hidrokinonla beraber Avrupa ülkelerindeki kozmetik ürünlerinden kaldırıldı. Benzoil peroksidi ilaçlar eczanelerden alınabiliniyor olsalar da çoğunlukla reçeteye tabidirler.

Tabii ki benzoil peroksiti yıllarca kullanan her insanın cilt kanseri olacağı söylenemez. Yine de güvenliği tam olarak bilinmeyen bir ürünü yıllarca vücudunuza uygulayıp yapacağı zararları öğrenmek için denemeyi ister misiniz?

SALİSİLİK ASİT

Salisilik asit, özellikle ergenlik yıllarını geride bıraktıysa-nız, aknelere karşı yaptığınız mücadelede en yakın dostunuz olmuştur. Beta Hidroksi Asit olarak bilinen salisilik, reçetesiz satılan asit temizleyiciler, losyonlar, tonikler gibi çoğu cilt bakım ürününün anahtar içeriğidir.

Salisilik asidin tam etkisi eşsizdir. Cilt hücrelerini eritebildiği için akne tedavisinde etkililik gösterebilmektedir. Moleküler ağırlığı neticesinde gözeneğin derinliğine doğru hareket eder, ölü cilt hücrelerinin, inatçı cilt yapılarının ve kıl parçacıklarının oluşturduğu birikintiyi eritir. Bu da cilt yağlarının serbest bir şekilde cilt yüzeyine süzülebilmesine izin verir. Sonuçta salisilik asit kimyasal olarak aspirine benzer, iltihap önleyici etkisiyle sivilcenin kırmızımsı yapısını azaltır.

Ölü hücreleri ortadan kaldırıcı olarak çalışan salisilik asit, temizleyici ya da losyon formlarında kullanıldığında çay ağacı yağı veya akne önleyici içeriğe sahip diğer ürünlerin cilt tarafından emilme özelliklerini artırmaktadır. Salisilik asit ayrıca antioksidan ve iltihap önleyici özelliklerinin yanında güçlü bir antiseptiktir. Günlük olarak düzenli kullanırsanız yalnızca gözeneklerinizi açmakla kalmayacak sivilce formlarının oluşmasına neden olan tıkayıcıları eritecek ayrıca kabartıların azalmasını sağlayacaktır.

Salisilik asit göreceli olarak yüksek oranlarda kullanılabilmekte, böyle aşırı uygulandığı zamanlarda cildi kurutmakta ve hassaslaştırabilmektedir. Bazı insanların salisilik aside alerjileri vardır. Bu gibi durumlarda kullanımı derhâl durdurulmalıdır.

Bu konuda yazmaya başladığım ana kadar salisilik asidin hamile kadınlar üzerindeki etkilerini gösteren bir çalışmaya rastlamadım. Her nasılsa yeni doğan ve emzirme sürecinde olan bebeklerdeki akne tedavilerinde uygulanan salisilik asidin bir probleme yol açtığı rapor edilmemiştir. Yüksek dozlarda oral yollarla alman asidin, problemli doğumlar yaşanmasına ve hamilelik dönemlerinde karışıklıklara neden olduğu gözlenmiştir. Eğer hamileyseniz ya da hamile olmaya adaysanız ve vücudunuzdaki aknelerin tedavisine ya da yüksek yoğunlukta salisilik asit kullanmaya başlayacaksanız, doktorunuza bu durumu bildirdiğinizden emin olmalısınız. Her zaman başlayacağınız herhangi bir akne tedavisinin yararlarını ve risklerini doktorunuzla tartışmalısınız.

Çünkü salisilik asit suda çözülebilen bir madde olmadığı gibi, çoğu üründe yüksek yoğunlukta alkolle formüle edilmiş olarak bulunur, bu da sivilceye eğilimli ciltlerin tahriş olmasına neden olabilir. Ayrıca salisilik asit en az % 1 (tercihen %2) oranında konsantre edildiğinde etkili olabilir ve bulunduğu ürünün pH (asidite) dengesinin 3 ila 4 arasında olması tercih edilir.

SÜLFÜR

Sülfür akne tedavisinde kullanılan en eski ilaçtır. 1800’ler-den beri kullanılmaktadır. Güçlü bir kurutucu ve kabuk soyucu olarak akneleri azaltır ve gözeneklerin açılmasını sağlar. Bugün sülfür pek de hoş olmayan kokusundan dolayı cilt bakım içeriklerinde çok popüler bir yere sahip değildir. Sülfür çoğunlukla Stiefel Sülfür Sabunu* ve diğer yüz temizleyicilerde ya da sülfür terapötik aloe vera özlü maskeler ve DDF firmasının ürettiği sülfür maskeleri gibi ürünlerde bulunur. Juice Beauty firmasının ürettiği leke temizleyici serumlar, inanılmaz organik içeriklere sahip olan ve önemli oranda sülfür içeren gerçek birer cevherdirler.

REÇETELİ SOLÜSYONLAR

Çeşitli akne problemleriniz varsa ve reçetesiz ilaçlara karşı sivilceleriniz direnç gösteriyorsa bir dermatoloğa görünmek isteyebilirsiniz. Reçeteli ilaçlar, antibiyotik tabanlı veya oral yolla alman ilaçlar ve retinoid ilaçları genel olarak akne tedavisinde tercih edilen ilaçlardır. Doktorlar, genellikle problemin çözümünde nazik yollar işe yaramadığında oral yolla alınan antibiyotik ilaçlar yazarlar.

Unutmayın ki sistemli akne tedavi yöntemleri cildi temizlerken aynı zamanda tüm vücuda zarar verebilir. Bu yüzden antibiyotik veya retinoid tabanlı tedaviye geçmeden önce akne tedavisi için tüm nazik yöntemleri araştırdığınızdan emin olun.

Cilt Yüzeyine Uygulanan Retinoidler

Retinoidler, akne tedavisinde hücre devinimini artırarak gözeneklerin kapanmamasını sağladığı için tercih edilir. Vitamin A asitli ilaçlar veya Retin-A, 1960’lardan beri akne tedavisinde kullanılmaktadır. Retinoidler, cilt hücrelerinin devinimini artırarak gözeneğin içinde tıkalı kalmış materyallerin serbest kalmasını sağlar ve yeni gözenek tıkanma durumlarının önüne geçer. Retinoidler, tahrişin artmasına ve akne çukurunun içinde iltihaplanmanın çoğalmasına yol açabilmektedir. Tedavinin ilk ayında sivilcelerin durumu daha kötüye gidebilir çünkü ilaç, derinin görünmeyen alt katmanlarında kabarmalar ortaya çıkarabilir. Retinoid ilaçlarının bir diğer olumsuz yönüyse cildi kurutması, dışarıdan gelecek saldırılara ve bakterilere karşı cildi hassaslaştırmasıdır çünkü cildi incelterek çalışırlar, ayrıca retinoidler güneş yanıkları riskini artırır.

Retinoidlerle bazen ilk bir haftada sonuç alınmaya başlanabilir fakat çoğunlukla gerçek bir düzelme 4 ila 6 hafta arasında gözlenir.

Retinoidler, likit (en etkili formu) jel ve krem (daha az etkili formu) olarak bulunmaktadır. En çok bilinen cilt yüzeyine uygulanan retinoidler Retin-A, Avita ve Renovadır. Yeni bir formül olan Retin-A Mikro % 1 oranında retinoid salınımı yaparak uzun dönemli tedaviye yöneliktir ve daha az tahriş yapar. Retin-A geceleri kullanılmalıdır çünkü güneş gördüğü zaman etkisiz hâle gelmektedir.

Yeni bir tip retinoid olan Adapalane (Differin), tretinoinden daha az tahrişe neden olmaktadır ve benzoil peroksitle kullanımında dengelidir. Tazareton (Tazarok) da aynı yolla tedavi eder ve aynı etkidedir fakat biraz daha pahalıdır. Tüm bu tedaviler günün her saatinde uygulanabilir.

Avantajı: Cilt yüzeyine uygulanan retinoidler aknelerin azalmasını sağladığı gibi aynı zamanda akne yaralarının ve ciltte oluşan lekelerin iyileşmesine yardımcı olur.

Dezavantajları: Genellikle kaşınma, hararet, kızarıklık, deri soyulması, pullanma gibi birçok hafif yan etkileri ya da solma ve kurumayla birlikte ciltte erken yaşlanma gibi sonuçlar görülebilir. Tedavi görenler uzun süreli ya da şiddetli yan etkiler gördüklerinde doktorlarına bu durumu bildirmelidir, iyileşme süreci 4 ila 8 hafta arasında değişmektedir ve akneler, tedavi sona erdikten sonra genelde tekrar ortaya çıkmaktadır.

Accutane

Oral alman retinoid Accutane (isotretinoin), genellikle belirli yerdeki akneler için kullanılmaktadır, özellikle sırtta ve göğüstekiler için. Doktorlar diğer yöntemlerden başarılı sonuç alınamayınca bu ilacı önerirler. Oral alman retinoidler, cilt yağlarını ve aynı zamanda gözeneklerin içindeki cilt hücrelerinin oluşumunu azaltırlar. Oral yolla alman isotretinoin tedavisi cilt yağı üretimini %90 ya da daha fazla oranda azaltır. Retinoidler antibakteriyel içerik taşımazlar çünkü cilt yağlarının üretimini azalttıklarından bakterilerin beslenip çoğalabileceği bir ortamın oluşmasına izin vermezler. Bir çalışmaya göre, Accutane kullanan hastaların %38’i üç yıl ve üzeri bir süre sivilce sorunu yaşamadılar.

Avantajı: Accutane çeşitli yumru ve kistlerin tedavisinde uzun süre kalıcı iyileşmeler sağlar.

Dezavantajları: Çeşitli yan etkiler görülebilir. Hepsinden önce retinoidlerin doğum hasarlarına neden olduğu bilinmektedir, bu yüzden uygulayacağınız herhangi bir tedaviyi hamileliğinizden en az üç ay önce sonlandırmış olmanız gerekmektedir. En azından Accutane kullanımı süresince doğum kontrol yöntemleri uygulanabilir. Diğer yan etkileri daha zararsız değildir; karanlıkta görme bozukluğuna, kafatasında basınca ve karaciğer problemlerine neden olmaktadır. Karaciğer fonksiyonlarının kontrolü için düzenli aralıklarla kan testi yapılması gerekmektedir. Retinoidler ağız yoluyla alındıklarında yüzünüzde kuruluk, kaşıntı ve döküntü yapabilirler. Ağız çevresinde, dudakta, burunda, göz çevresinde ve göz içinde kuruluk görülebilir. Burun kanamasına genel olarak rastlanır ve vazelin uygulanması tavsiye edilir. Retinoidler depresyona neden olabilirler fakat bu, aknenin kendisinin kaygı ve depresyona neden olabildiğinin düşünülmesi gibi henüz kanıtlanmamıştır. Yine de çocukları Accutane ilaçlarını kullanırken intihara teşebbüs eden ailelerin bazılarının yaptığı ortak çalışmalar bulunmaktadır.

Accutane tedavisi en çok 16 hafta süreyle uygulanır ve eğer sorun tekrar ederse ikinci bir tedavi kürü için dermatoloğunuz yeni bir reçete yazabilir. Retinoid tedavisi pahalıdır ve yalnızca bir dermatoloğun gözetiminde uygulanabilir. Doktorunuzla görüşün ve onun tavsiyelerine ve tecrübesine kulak verin.

Antibiyotikler

Cilt yüzeyine uygulanan antibiyotikler, akne tedavisinde başlangıç ilaçları olarak kullanılır. Antibiyotikler, şişliklerin ve iltihapların azalmasına ve bakterilerin büyümesini yavaşlatmaya ya da sonlandırmaya yardımcı olur. Antibiyotikler, ağızdan alman ve cilt yüzeyine uygulanan formlarda bulunurlar. Cilt yüzeyine uygulanan iki temel antibiyotik eritromisin ve klin-damisin; jel, krem losyon ve temizleme mendili formlarında bulunabilir. Antibiyotikler yalnız başlarına ürünlerde kullanıldıkları gibi benzoil peroksit ve çinkoyla beraber kombine hâlde de ürünlerde kullanılabilirler.

Ağızdan alman antibiyotikler, 40 yıldan daha uzun bir süredir iltihaplı akne tedavilerinde kullanılmaktadırlar. Oral yoldan alınan antibiyotikler ciltteki akne bakterilerini ve stafilokokları yok etme prensibiyle çalışır. Bu tarz antibiyotikler 6 ila 8 hafta süreyle reçetelendirilir, maksimum uygulanma süresi ise 4 ila 6 ay arasındadır. Antibiyotik tedavileri, sabır ve tutarlılık isteyen bir yöntemdir. Tedaviyi yarıda kesmemeli ve reçetede belirtilen dozları düzenli şekilde almalısınız, aksi takdirde tedavi etkisini kaybeder. Tedaviye başlamadan önce hâlihazırda kullandığınız reçeteli ve reçetesiz ilaçlarınız veya gıda takviyeleriniz varsa ilaç etkileşimi yaşanmaması için doktorunuzla bu içerikleri gözden geçirdiğinizden emin olmalısınız.

Avantajları: Oral yoldan alınan antibiyotikler, cilt yüzeyine uygulanan tedavilerden sonuç alınamaması durumunda uzun süreli iyileşme sağlar.

Dezavantajları: Cilt yüzeyine uygulanan antibiyotiklerin yan etkileri olarak kaşıntı, kızarıklık, deri iltihabı, döküntü görülebilir. Oral yoldan alman antibiyotiklerin en genel yan etkisi ise mide yanması ve mide bulantısıdır. Bazı antibiyotikler ise belirli bölgelerde yan etkiler göstermektedir. Psödomemb-ranöz kolit, çeşitli bağırsak problemlerine neden olma potansiyeli taşır, aynı tip sorunlara nadiren klindamisin de neden olmaktadır. Tetrasiklin, hamile bayanlara ve sekiz yaşın altındaki çocuklara verilmez, dişlerde renk kaybına neden olabilir. Tetrasiklin ve minosiklin ayrıca doğum kontrol ilaçlarım etkisiz hâle getirebilirler.

Yeni yapılan bir çalışmada, antibiyotiklerle altı hafta üzerinde akne tedavisi gören insanların, antibiyotik kullanmadan akne tedavisi görenlere oranla iki kat daha fazla üst solunum yolları enfeksiyonuna yakalandıkları gözlenmiştir. Philadelphia’daki Pensilvanya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. David J. Margolis’in yaptığı çalışmada, akne sorunu olan insanlara uyguladığı antibiyotik tedavisi sırasında hastaların %15’i yıl içinde üst solunum yollarındaki enfeksiyona dayanan en az bir bulaşıcı hastalığa yakalandılar. Aynı yıl içerisinde antibiyotikle akne tedavisi olanların, akne tedavisinde antibiyotik kullanmayanlara göre 2.15 kat daha fazla bu enfeksiyonu kaptıkları gözlenmiştir.



Akne tedavileri arasındaki etkisellik ve yararlılık kıyaslamaları üzerine başka çalışmalar da bulunmaktadır (bunlara losyon antibiyotik, tablet antibiyotik tedavisiyle antimikrobiyal ben-zoil peroksit tedavisi kıyaslaması dâhildir).

İngiltere’deki Nottingham ve Leeds Üniversitelerinden Profesör Hywel Williams açıklamalarında, “Tedavilerin etkisellik-leri arasındaki fark gerçekten muazzamdır. En ucuz tedavinin (benzoil peroksit), minosiklin tedavisinden 12 kat daha etkili olduğu gözlenmiştir. Oral yolla yapılan tetrasiklin tedavisinin klinik tesirinin, vücutta var olan propioni bakterisinin direnciyle bağ oluşturduğunu ortaya koymuştur. Karşılaştırmak gerekirse; cilt yüzeyine uygulanan eritromisin ve benzoil peroksit içeren tedaviler, dirence karşı etkisiz hâle gelmekte fakat benzoil peroksit tek başına kullanıldığında dirençten üstün gelmektedir” demektedir.

Oral Yoldan Alman Doğum Kontrol İlaçları

Akne, tipik olarak ergenlik dönemi boyunca başlar ve yetişkinlik döneminde de sürebildiği gözlenmiştir. Akne, genellikle androjen hormonuyla ilişkilendirilir, bu hormon cilt yağlarını üreten bezecikleri harekete geçirmektedir. Cilt yağı bezecikleri, androjen hormonları tarafından harekete geçirildikten sonra akneler ortaya çıkmaya başlamaktadırlar.

Akne sorunu yaşayan kadınlar arasında özellikle yirmili yaşların ortaları ve daha ileri yaşlarda olanlar için oral yolla alınan doğum kontrol ilaçları, akne tedavilerinde kullandıkları diğer yöntemlerin etkili bir parçası olabilmektedirler. Günümüzdeki ağızdan alman doğum kontrol ilaçları androjen hormonu seviyesini düşürdüklerinden akne sayısının azalmasında etkili olmaktadırlar.

Oral yoldan alman doğum kontrol ilaçları en iyi etkisini, regl dönemlerinden önce sivilceleri çıkan yağlı ciltli kadınlarda ve derinden iltihaplı acı veren akne tiplerinde göstermektedir. Ağızdan alman doğum kontrol ilaçları, iki kadın cinsel hormonu olan sentetik östrojen ve progesteronun karışımıdır. Ostro-jen ve progesteron birleşimi, yumurtlamanın önüne geçmeyi sağlar (yumurtalıklardaki döllenmeyi bekleyen yumurtaların serbest bırakılmasına yol açarlar). Ayrıca rahmi kaplayan zarı kalınlaştırarak ve rahim ağzında oluşan mukus sıvısını artırarak spermlerin içeri girmesini engeller ve hamileliğin önüne geçerler.

Yine de cilt yağlarının artması akneye yol açan nedenlerin yalnızca biridir ve doktorlar bunun yanında oral yoldan alınan ilaçlar veya cilt yüzeyine uygulanan kremler, j eller veya A vitamini türevli losyonlar, benzoil peroksit veya antibiyotikleri de reçetelendirirler. Bu sayede gözeneklerin kapanması önlenir ve bakterilerin oluşumu azalır.

Avantajları: Aknesi olan çoğu kadının hormonal dengesine kavuşması ilk üç ayı bulur. Doğum kontrol hapları ayrıca en-dometriozis, polikistik yumurtalık sendromu (PCOS) ve fib-rokistik göğüs rahatsızlığı gibi bazı sorunların çözümünde de yardımcıdır. Çoğu kadın doğum kontrol ilacı kullanırken regl öncesi sendromunun semptomlarını yaşayabilir.

Dezavantajları: Doğum kontrol haplarının en yaygın yan etkisi trombolizmdir (kan pıhtılaşması) ve çoğunlukla ayaklardaki derin damarlarda görülür. Diğer yan etkileri baş dönmesi, baş ağrısı, sersemleme, mide bulantısı, kabartılar, mide sorunları ve kilo kaybıdır. Beş yıldan fazla kullanan kadınlarda boyun ve meme kanseri riskini artırabilir.

Lazer ve Işık Tedavileri

Yeni lazer ve ışık tedavileri, akneye neden olan iki temel faktörü hedef almaktadır. Lazer, termal olarak yağ bezeciklerinin ürettiği cilt yağlarının miktarını azaltırken aynı zamanda ışık kaynağı da akne bakterisini yok etmektedir. Lazerler, yalnızca iltihaplı aknelerin tedavisi için tasarlanmıştır, siyah ve beyaz noktaları tedavi etmezler. Fotodinamik tedavi ise ışık tabanlı bir tedavidir. Cilt üzerinde ışığa duyarlı ilaçların birleşimini cilde uygular sonrasında ise yağ bezeciğini ve akne bakterisini hedef alan ışıkla tedavisini gerçekleştirir. Bu iki tedavi yöntemi de cilt yağı üretim miktarını küçültür, akneleri azaltmaya ve bazı durumlarda yok etmeye yardımcı olur.

Cilt yüzeyini yenileyen ablatifleri (örneğin C02) göz önüne alan ayrıca güçlü bir etkiye sahip lazerler ve bir de non-ablatif-ablatifsiz (NLite) fibroblastları ısıyla uyararak alttaki kolajen yapıyı kalınlaştıran lazerler olmak üzere iki teknik bulunmaktadır.

Non-ablatif lazer tedavileri genellikle akneleri tedavi etmekte ve akne sonrası oluşan izlerle lekeleri iyileştirmekte kullanılır. Non-ablatif lazerlerin ablatifli lazerlere göre temel yararlarından biri, üst deriye zarar vermeden termal yaralar oluşturabilecek kızılötesi ısı enerji miktarının salınımım yapmasıdır.

Non-ablatif lazerlerle cilt yüzeyini yenileme teknikleri, dermatologların ve estetik cerrahların çeşitli tedavilerde kullanmaları için tasarlanmıştır. Non-ablatif lazerlerin sarı ışığı, cilt yüzeyinin altına geçerek yağ bezeciklerinin etrafında ısı oluşturur ve yumuşak termal izler oluşturur. Alt derinize uygulanan bu uyarı, onun kendi doğal kolaj enini üretmesini sağlar. Non-ablatif lazer bu şekilde cilt yüzeyinin altında yağ bezeciğinin yapısını ve işleyişini değiştirerek uzun vadede akne temizliğine öncü olur. Hafif yaralar ve kızarıklıklar haricinde hiçbir aksaklığa ve yan etkiye neden olmamaktadır.

532-nm potasyum titanil fosfat lazer, 585 ve 595-nm darbe-li boya lazerler, 1450-nm diyot lazer, ve 1540-nm erbium mercek lazeri (fraksiyonel erbium lazeri) akne tedavisinde kullanılmaktadır ve genellikle diğer tedavilerle birlikte kombine hâlde uygulanmaktadır. Lazerlerle ilgili potansiyel sakıncalar içinde potansiyel acı, cilt solması ve tedavi masrafı bulunmaktadır. Lazerler koyu cilt rengine sahip insanlarda renk pigmentlerinin azalmasına neden olduğundan bu cilt rengi tipindeki insanların bu tedaviyi uygulamaması gerekmektedir. ClearLight, Aura Lazer ve Aurora adı altında koyu cilt tonlarındaki tedavilerde uygulanabilen yalnızca birkaç adet lazer aleti bulunmaktadır. Bunlar yoğun atımlı ışık tedavisiyle radyofrekanslarını birleştirerek çalışırlar.

Yoğun atımlı ışık tedavisi ve mavi ışık, fotodinamik akne tedavileri sürecinde kullanılırlar. Tedavi süresince alet çeşitli renklerde parlak ışık flaşları oluşturarak blue üght ile birlikte akne bakterisini öldürür ve cilt dokusunu, cilt tonunu ve gözenek yuvasının boyutlarını iyileştirir ve Yoğun Atımlı Işık Tedavisi sayesinde kolaj en yapısını tamamlar. Bunlara ilave olarak fotodinamik tedavi, cilt yüzeyine uygulanan Ameriken Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onaylı aminolevülinik asit (Levulan) ile birlikte aktinik keratosis ve cilt kanserinin erken belirtilerinin tedavilerinde kullanılır.

Avantajları: Lazerlerle uygulanan sistemli lazer tedavilerinin ciddi bir yan etkisi bulunmamaktadır. Lazer tedavileri cildin daha doğal ve genç görünüme kavuşmasını sağlarken aynı zamanda cildi temizlemektedir. Non-ablatif lazer tedavisi, akne temizlendikten sonra geriye kalan yara izlerini tedavi etmede harika sonuçlar verir. Hiç ilaca gerek duymaz ve herhangi bir aksaklık yaşamazsınız.

Dezavantajları: Nonablatif lazerler tedavi uygulanan bölgelerde kabarmalara ve kızarıklıklara neden olabilirler. Lazerle veya yoğun atımlı ışık tedavisiyle yapılan tedavi süresince cilt hassaslaşıp kırmızılaşır. Bu yaklaşık olarak birkaç hafta sürer. Tedavi süresince güneşten uzak durmalı ve yüksek faktörlü güneş kremi kullanmalısınız. Bütün lazer seanslarının toplamı 1200 dolar ila 4000 dolar arasında (kullanılan lazere ve bölgenin büyüklüğüne göre) değişmektedir ve bu rakam sigortanız tarafından karşılanmayabilir. Uzman doktorunuz ilk tedavinizden sonra belki ayrıca altı ila on iki ay arasında yeni bir tedavi önerebilir.

Sivilceler için uygulanan lazer ve ışık tedavileri, kesinlikle yararlı sonuçlar veren diğer akne tedavilerini gereksiz kılıyor gibi gözükebilir (kozmetik şirketleri hariç) fakat doktorlar, akne sorunu yaşayan insanların hangi noktada tedavi ilaçlarını bırakıp lazer tedavisi için sıraya girmeleri gerektiği konusunda karar vermiş değiller. Akne tedavisi için uygulanan lazer tedavisi üzerine yapılan araştırmalar küçük çaplıdır ve özenli bir şekilde tasarlanmamıştır çünkü lazer tedavisi aygıtları genel olarak hastalarda bir zarara yol açmamıştır. Çoğu dermatolog lazerleri kendi kliniklerinde akne başlangıcı şikâyetlerinde uygulamaktadır.

Kimyasal Peeling (Deri Soyma İşlemi)

Kimyasal peeling, akne ve yara tedavisinde popüler olmaya başlamıştır. Kimyasal peeling uygulandığı zaman gözenekler temizlenir, tıkanmalardan kurtulur aynı zamanda peelingin içindeki asit cildin üst katmanının soyulmasını sağlar. Peeling işleminden sonra cildin kendini yenilemesi hızlanır ve böylece gözenekler küçülür ve yaralar kapanır. Kimyasal peelinglerin uygulandığı birkaç farklı solüsyon vardır ve hepsinin de kendilerine göre avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Kimyasal peelingte uygulanan bu birkaç solüsyon; glikolik asit, salisilik asit, Jessner solüsyonu ve trikloroasetik asittir.

Glikolik asit hafif kimyasal peelinglerde kullanılır ve cildin üst katmanlarının altına geçmez. Hafif peeling, akneleri azaltmada ve cilt yüzeyindeki yaraları tedavi etmede kusursuzdur. Salisilik asit, kimyasal olarak aspirine yakındır ve genelde %20 ila %30 oranında konsantre edilmiş şekilde bulunur. Gözeneklere çok rahat bir şekilde girer ve iltihap önleyici etkisiyle sivilceler için idealdir. Cildin iyileşmesinde ve iltihapların giderilmesinde salisilik asit, glikolik aside göre daha akılda kalıcı bir sonuç sağlar.

Trikloroasetik asit en eski hafif peeling yöntemidir. Akne noktaları ve izleri tedavisindeki yardımları ve güvenliği dikkate değerdir. Yaklaşık %5 ila %20 oranında dirençlerde yüzeysel peeling başarısı gösterir. Trikloroasetik asit peeling %50 oranında konsantre edilmiş şekilde bulunur, çok aktif bir peeling solüsyonudur. Yaralara neden olabileceğinden mutlaka yalnızca bir dermatologun muayenehanesinde uygulanmalıdır. Bu nedenle internette satılan Trikloroasetik asit paketlerine karşı tedbirli olmak gerekir.

Jessner’s peel orta derecede bir peeling yöntemidir. %14 salisilik asit, %14 laktik asit ve %14 resorcinol içerir. Bu solüsyonun güvenliği üzerine çeşitli tartışmalar bulunmaktadır. Resorsinolun Avrupa’da yapılan çalışmalarda alerjen potansiyeli olduğu rapor edilmiş, laktik ve salisilik asidin resorsino-lun ile vücut tarafından emilmesine katkıda bulunduğu belirtilmiştir.

Peeling yaptırırken güneşten uzak durmaya özen göstermelisiniz ve yüksek faktörlü güneş kremleri kullanmalısınız (La Roche-Posay Anthelios 60 XL Krem, Dr. Hauschka Çocuklar için Güneş Kremi SPF 22). Tedaviden sonra cildinizi sakinleştirmek ve korumak için koruyucu bakım kremi kullanmak isteyebilirsiniz (Weleda Skin Food, Jurlique Herbal Recovery Mist AG önerilir).

Avantajları: Kimyasal peelingler cilt yüzeyini aknelerden kurtararak rahatlatır, ayrıca akne izlerini ve akne yaralarım kapatmada da harika başarılar sağlar. Buna ek olarak kimyasal peelingler cilt rengi kayıplarını azaltır, yaşlanan ciltleri sıkılaştırır ve kırışıklıkları düzleştirir. Peelingler her cilt tipine uygulanabilir, hiçbir ilaç gerektirmeden ve aksaklık yaşamadan tedaviyi gerçekleştirir.

Dezavantajları: Peeling bileşikleri uygulandığında kabarma ve kaşıntı yaşanabilir. Hafif peelingler dört ila altı hafta arası süren bir süreç gerektirebilir ve akneyi kontrol altına almak için bir bakım programına ihtiyaç olabilir.

Mikrodermabrazyon

Mikrodermabrazyon, basitçe anlatmak gerekirse sertçe yıkamaktır. Kullanılan alet, şiddetli şekilde kontrollü olarak alüminyum oksit kristallerini cilt yüzeyindeki en üst katmana püskürtür ve aynı tüple geri çeker. Mikrodermabrazyon, akne izlerini ve ciltteki renk kayıplarını iyileştirmede harikadır. Derin akne çukuru izlerini geçirmek için dermabrazyona gitmek gerekir. Bu tedavide üst derinin altına inilerek iyileşme sağlanır. Mikrodermabrazyon spalarda ve güzellik merkezlerinde uygulanabilirken derin dermabrazyon yalnızca dermatologlar tarafından uygulanabilmektedir.

Bugünlerde evde uygulamanız için tasarlanan mikrodermabrazyon setleri bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak, L’Oreal Dermo-Expertise ReFinish Micro-Dermabrasion Kit, Neutrogena Advanced Solutions At-Home Mikrodermabra-sion System ve Estee Lauder idealist Micro-D Thermal Re-finisher gösterilebilir. Bu setlerin çoğunda, alüminyum oksit kristalleri içeren ve elle uygulanan kremler veya dönen bir mekanizmaya sahip elektrikli aletler bulunur. Daha az kimyasala maruz kalmak için Derma E firmasının ürettiği Mik-rodermabrasion Scrub’u öneriyoruz. Bu ürün, alüminyum oksidi organik esanslara ve E vitaminine karıştırmış olarak sunmaktadır.

Avantajları: Mikrodermabrazyon ılımlı bir fiyata sahip olmakla birlikte, minimum kızarıklık ve tahriş gösterir ayrıca bir aksaklık yaşatmaz. Cildiniz daha gergin ve düz gözükür, gözenekler geçici olarak temizlenir ve akne izleriyle noktaları 4 ila 6 uygulamadan sonra kapanır. Üstteki ölü hücrelerin bulunduğu deri soyulduktan sonra yüzeysel tedaviler alt tabakalara daha rahat iner.

Dezavantajları: Sonuçlar uzun ömürlü değildir. Akne noktaları ve izleri tamamen yok olurken gözenelder bir hafta içerisinde tekrar kapanabilir. Bakım tedavilerinin en iyi sonucu vermesi için 6 ila 8 hafta arasında bir zaman ihtiyaç vardır. Derin dermabrazyon sonuçlarında daha radikal değişimler ger-çekleşebilmekte fakat bazen cilt rengi kayıplarına, kabartılara, iltihaplanmalara ve yaralara neden olabilmektedir.

Kriyoterapi

Kriyoterapi, peelingin farklı bir formudur ve dondurulmuş sıvıları kullanır. Bunlara örnek olarak cilt ısısını düşük derecelere getiren sıvı nitrojen veya karbondioksit verilebilir. Bu düşük ısı, en üst deri tabakasının soyulmasını, aknelerin elenmesini ve iltihabın azalmasını sağlar. Bu işlemler daha yeni tedaviler ortaya çıkmaya başladıkça popülerliğini yitirmiştir.

Avantajları: Hiçbir ilaç ve kimyasal gerektirmezler, ayrıca düzenli bir şekilde uygulandığında birçok akne sorununun çözümünde haftalar içinde harika başarılar gösterir.

Dezavantajları: Kriyoterapinin yan etkileri arasında kaşıntı ve kızarıklık bulunmaktadır. Nadiren kriyoterapi sonrası ciltte şişme ve kabarcıklar görülmüştür.

Genelde reçeteli kullanılan akne ilaçlarının çoğuna ve dermatologların uyguladığı işlemlere göz atıldığında birçok risk taşıdıkları ve çeşitli yan etkilere neden oldukları bilinmektedir. Yalnızca non-ablatif lazer tedavileri, cilt yaşlanmasını azaltma gibi ek faydalar sağlamaktadır. Doktorlar, reçeteli yazdıkları ilaçlarla beraber bu tedavileri de önerebilmelerine rağmen tam olarak aknenin neden oluştuğu, ilk adımda ne yapmak gerektiği konusunda hâlâ çok aydınlığa kavuşmuş değillerdir.

Geçmişte yoğun tedavi uygulamaları yalnızca sivilcelerin kendisini hedef alırken aynı zamanda cildin kuruması neticesinde erken yaşlanmasına ve hassaslaşmasına neden oluyorlardı. Bugün yeni akne tedavisi konseptlerinde tüm vücudun iyileştirilmesi hedef alınıyor. Cilt yüzeyiniz normal gözükse dahi deri altında akne oluşumları bulunabilmektedir. Bu da aknenin ortaya çıkmasını engellemek için cildinizin bedeninizin bir parçası olduğu göz önüne alınarak tedavi edilmesi gerektiği anlamına gelmektedir.

Uyku düzenindeki değişiklikler, beslenme, ilişkiler, hayatımızda yaşanan iyi ve kötü olaylar; bunların hepsi fiziksel sağlığımızı etkilemektedirler. Bedenlerimiz, içsel ve dışsal olarak, içlerindeki ve çevremizi kaplayan dünyadaki değişikliklere daima adapte olmaktadır. Kimyasal peeling, mikrodermabrazyon ve diğer benzer tedaviler yalnızca eski hasarların tamir edilmesine yardım etmektedirler. Akne sorununuza çözüm değildirler. Cildinizi temizlemek istiyorsanız, en büyük başarıyı akne formunun oluşmasının önüne geçerek elde edebilirsiniz. Bunu Akne Temizliği Diyeti’ni uygulayarak, stres azaltıcı düzenli zindelik egzersizleri yaparak ve cilt sağlığınızı bozabilecek zararlı toksikler içermeyen cilt temizleme ürünlerini kullanarak gerçekleştirebilirsiniz.




Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.